23 Eylül 2015

Papba Dalaç, Papba Murat ve Papba Hapago





Siyah beyaz bir fotoğraf
Maziye alıp götürür zaman zaman
Yaşatır sırlarla dolu o fotoğraf
Hüzünlü anıları derinlemesine zaman zaman
O bazen bir ailenin
Bazen de bir halkın
Tarihe yansıyan izleridir kim bilir.
Geçmişi yara yara aradığımız izler
Birbirine bağlanan o asil nesiller
Siyah beyaz bir fotoğraf karesinde
Çıkıverir karşımıza Tsabala kadar uzanan
Bazen hüzün bazen gözyaşı bazen umut
Siyah beyaz bir fotoğraf karesindedir
Sanıç’ım tarihin

Rıfat Özbey

10 Eylül 2015

MÜBECCEL DORBEK (Bırdzıpha) (1930/06.09.2015)



Abhazya’dan zorunlu göç nedeniyle gelen Tsaballılar’ın ilk yerleşim alanı Sarnıç ve Büyük Elmalı köylerinin arazilerini kapsar. Bu bölge Anadolu’daki Tsabal bölgesidir. Elmalı ve Sarnıç diye sadece idari yapıdan dolayı ikiye ayrılmaktadır. Tsaballıların ilk yerleşim yeri olan bu bölgeden daha sonraları Eskişehir ve İnegöl çevresine göç edenler yeni köyler kurmuşlardır.

Bırdzalar bu bölgenin Büyük Elmalı tarafına yerleşmiş olan sülalelerindendir. Bırdzıva Emin ve Beyipha Hılkan’ın altı evladından biri olan Bırdzıpha Mübeccel’in ağabeyleri Zeki, Niyazi, Sabri, İhsan ve ablası Nafiye daha önce ki yıllarda vefat etmiştir.

Beyşehirli bir Çeçen olan eşi Abbas Dorbek'le 1949 da evlendi. Meriç, Melih, Metin adlarında üç oğlundan Melih 20.07.2009 da vefat etti. Uzun yıllar Eskişehir ve Bursa’da yaşayan Mübeccel Ablamız son yıllarını oğulları Meriç ve Metin’in yanında İstanbul da geçirmiştir.

Mekânın cennet ruhun şad olsun. Nur içinde yat


Mert bir insandın altın gibi bir kalbin vardı
Üzmezdin kimseleri paylaşırdın dertleri
Berrak bir görüş inanılmaz bir merhametin vardı
Ellerinden tutar bağrına basardın düşenleri
Can katardın dindirirdin sonsuz acıları
Çarpardı kalbin sarmak için onulmaz yaraları
Elini uzatır koşar sarardın kırılan kalpleri
Lime lime olmuş duyguları onarır kurardın gönül bağları
Didinip dururdun dostlukları yaşatmak için
Onurlu davranırdın yaşardın onurun için
Razı olmazdın haksızlığa vazgeçmezdin doğruluktan
Bitmez tükenmez bir azmin sembolü oldun
Erişmek mümkün değil senin meziyetlerine
Kalplerinde yaşayacaksın tüm sevenlerinin

Nur içinde yat biricik iyilik Meleğimiz
Ufkumuzda hep seni göreceğiz
Ruhun şad olsun seni çok özleyeceğiz.

Rıfat Özbey

GÜLLEN BABA (PAP'A) 1943 - 28.08.2015




Koşturan bir zaman
Karşısında durmak istiyorum Güllen
Mazinin derinliklerine uzanan
O zamanın içinde kalmak istiyorum Güllen
Sarnıç’ta birlikte yeşeren bir umudumuz
İstiyordum  ki olsun aydınlık bir yolumuz
Acılarımız dinmeden
Tekrar tekrar göz pınarlarımızdan
Dökülmesin istiyorum gözyaşlarımız
Dostlukların kıyı bucak arandığı
Kalplerin parça parça olup dağıldığı
Bir dünyanın ortasında bir umut olarak doğar
Örerdin gönüllerin dostluk bağlarını
Sarnıçdayım’ın  dizelerinde
Seni anlatıyordum gururla
“…tüm at koşularında seni arıyor gözlerim
Atları çok severdin tüm Kafkaslılar gibi
Sen hepimizden daha birçok severdin
Yine bir at koşusunda seni izliyorum heyecanla
 Uçarcasına gelen atların en önünde senin atın
Bitince yarışlar gel
Sarnıç'a nerede isen...’’
Seni bekliyordum Güllen, Sarnıç adlı atın sırtında
 Yine Sarnıç'dasın , sele dönüşen gözyaşları arasında
Atalarının yanındasın artık
Ulu meşelerin altında
Sonsuz âlemde huzurla,huzurla yat Sarnıç'ta
Mekânın cennet, ruhun şad olsun
Pap'alar ,
Sarnıç'lılar, tüm sevenler, başınız sağ olsun

Rıfat Özbey 


04 Eylül 2015

Abhazyalı Misafirler Sarnıç'ta


16 Ağustos 2015 Pazar günü Bursa BUTTİM Kültür Merkezi'nde M.Şaner Özbey'in (Beya) düğününe katılmak üzere Abhazya'dan gelen misafirlerimiz Ruslan Beya , Mziya Beya , Nutsa Beya , Astamur Beya , Said Beya , Saida Beya , Tamuna Sigua , Aishat Lomia ve Sariya Kulanba 17 Ağustos 2015 Pazartesi günü akrabalarının yaşadığı Sarnıç Köyü'nü de ziyaret ettiler. Ziyaret esnasında Ruslan Beya çocukluğundan bu yana zorunlu göçle Abhazya'dan koparılmış olan akrabalarımızı,kardeşlerimizi  hüzünle anar sürgün sonunda yerleşdikleri ve yaşadıkları yerleri merak ederdim, bu gün bu güzel Abhaz köyünde hüznü ve mutluluğu bir arada yaşıyorum dedi.





10 Temmuz 2015

Haşmet Erşen (Kozba) 1956 - 09 Temmuz 2003

Yokluğunla kavruluyormuş meğer
için için yüreğim
seni arıyorum bugün
sonsuz bir alemin içindeyim
hasretin kavururken içimi
hüzünle yadetmekteyim
paylaşacak çok şeylerimiz varken
bıraktın bizi be yeğenim ...
on iki yıl öncesi bir temmuz günü
yaktın hepimizi
her geçen gün daha bir özlüyoruz
biz Haşmet'imizi



03 Haziran 2015

ŞAFAK PALA (PAPAPHA)



Sanıçın dünyaya açılan kapılarını aralamak istedim
Biyografisini yazıp ve onu sizlere tanıtmak istedim.
Ben Sanıç semalarında bir yıldız göstermek istedim.

Evet, sizlere tanıtmak istediğim Sızı adlı kitabından aşağıya aldığım alıntısını okuyacağınız Zaim Baba’nın kızı Şafak Pala 1968 de Bilecik’in Pazaryeri (Pazarcık) ilçesinde doğdu Uludağ Üniversitesi Fen –Edebiyat fakültesini bitirdi Kamuda sınıf öğretmenliği, Bursa Nilüfer’de Kültür Müdürlüğü ve Kütüphane müdürlüğü yaptı. Yayınlanmış Sızı ve Yüzüne Sabah Çiyi Düşmüş adlı öykü kitapları ile farklı dergi ve gazetelerde yayınlanmış birçok makaleleri bulunan, öykü dalında aldığı ödülleri olan bir Sarnıçlının kaleminden Sızı adlı öyküsünün satırlarına dönelim.

Rıfat Özbey


SIZI

…‘’Bütün komutanlar, erler, alandaki askerler atların üzerinde. İlk sınava girecek olan benim. Yaşamım boyunca kaybetmediğim özelliğim, o gün de bende mevcut. O da kendine güven. O geceki nöbetçi amiri binbaşı bana döndü, ‘Erbaş beş adım öne! Karşı tepenin ardında düşman var. Ne yapacaksın?’ diyor. Ben hiç beklemeden en gür sesimle, tepeye çıkıp bakacağım komutanım diyerek atıma kamçıyı vuruyorum.’’ İşte gözleri ışıl ışıl, gür sesiyle sanki asker ocağındaymışçasına bağırmaya başladı.’’Eee sonra ne oldu baba?’’ diyorum ben de, sonra olanı bilmezmişim gibi.
‘’Sonra tepeye çıktım, fakat tepede bir tane bile ağaç yok. Attan indiğimde atı bağlayabileceğim tek bir dal bile yok. O sırada çocukluğumda yüz beş yaşındaki Şuayip amcamın benimle yaptığı konuşma geldi aklıma. O, Kafkasya’da atları bağlayacak bir yer bulamadığımızda atın başını büküp gemi kolona bağlardık, derdi. Ben de içim kıpır kıpır, atın başını büküp, gemini kolona bağladım. At kendi çevresinde dönmeye başladı. Rahatlamıştım. Nefesimi kontrol edip hızla tepeden aşağıya doğru indim. Güya düşmanı imha edip tekrar atın yanına geldim Hızla gemi kolondan söktüm Uzatmayayım atın sırtında, hızla komutanın yanına geldim Birinci ordu komutanı Orgeneral Cemil Cahit Toydemir, Ben atı kolona bağlayınca bu çocuk hangi millet bilin bakalım, demiş. Herkes bir şey söylemiş. O da bak gelince soracağız bu çocuk Çerkes, atı böyle bağlayanlar Kafkasyalılardır, demiş. Ben yanlarına geldim. Kırk altıncı Süvari Alayı Dördüncü Bölükten Erbaş Zaim Baba düşman kuvvetleri imha edilmiştir komutanım. Diye bağırıyorum'’ Konuşmanın bundan sonrasını her dinleyişimde içim burkuluyor. Bu güne kadar karşılaştığı en zor, en acıklı olaylarda bile bir tek gözyaşı dökmeyen ve zaman zaman, yaşananlara gereğinden fazla duyarsız olduğunu düşündüğüm babam, bu olayı her anlatışında ağlar. İşte bu benim içimi çok acıtır. Gözleri kızarmaya başladı bile.
‘’O sırada komutan sözümü kesiyor, dur bakalım evladım, sen hangi millettensin, diyor. Ben askere gelirken amcalarım askerde Abhaz olduğunu söyleme demişlerdi. O yüzden cevap verirken tedirgin oluyorum. Çekinme oğlum söyle sen Çerkes misin, diyor Cemil Cahit Paşa. Sonunda evet diyorum. Nerelisin? Bilecikliyim. Dur bakalım Sen Yetim İbrahim Bey’in oğlumusun yoksa? Burnun aynı onun burnu. O sırada Alay Komutanı Albay Hulusi Alkan da heyecanlandı. Sen Elmas’ın oğlu musun? Elmas  in oğlumusun? Elmas’ın oğlu benim yanımda asker olacak ve benim bundan haberim olmayacak, diyor. Savaş sırasında az ekmeğini yemedik annenin. İstanbul’dan Anadolu’ya geçerken sizin orada toplanırdık diyor, komutanım. O sırada Cemil Cahit Paşa herkesi susturup konuşmaya başlıyor. Benim başım önümde. Efendiler! bu gün burada gördüğünüz bu coçuk çok daha iyi yerlerde olabilirdi. Sizin gibi bir asker yahut bir tabip olabilirdi örneğin. Ama babasının başından geçen olumsuz bazı olaylar, bu çocuğun yaşamını alt üst etti.’’ Bütün isimleri, bütün ayrıntıları sanki dün başından geçmiş gibi anımsaması beni her seferinde çok şaşırtıyor. Konuşmanın sonrasını getiremeyecek eminim. Yemyeşil gözlerinden ip gibi yaşlar akmaya başladı bile. Eğilip otların üzerinde duran bıçaklı, sedef işlemeli bastonu kaldırıyorum. Babamın koluna giriyorum,’’Boş ver baba yine iyi durumdasın.’’ Diyorum gülümseyerek.’’ Allaha şükür kızım. Su aka aka yolunu bulur’’ diyor omuzlarını dikleştirip, sert yüz ifadesini yüzüne tekrar yapıştırıyor.’’ …