31 Aralık 2025

YENİ BİR YILA ADIM ATARKEN

 

Yıllar peş peşe akıp giderken, mazide kalan ne varsa sanki daha bir unutulmaya başlıyor. Kar yağdıkça toprağın gökyüzüyle irtibatı nasıl kesiliyorsa, yıllar da geçmişimizle aramızdaki bağları öylece koparıyor sanki.

Sarnıç’ta gözlerimi açtığım günden bu yana geçen 79 yıl boyunca, her ne kadar fiziksel olarak Sarnıç’ta yaşamasam da, orayı hep yüreğimde ve anılarımda yaşattım. Sürgün sonrası Sarnıç’ın kurulduğu günden bugüne dek emeği geçmiş, ancak şimdi aramızda olmayan tüm büyüklerimizi rahmetle anıyorum; nurlar içinde uyusunlar. Hayatta olanlara ise sağlıklı ve huzurlu nice yıllar diliyorum.

Kafkasya’dan gelip yerleştiğimiz birçok köy ne yazık ki artık yok; bir kısmı tamamen silindi, bazılarına ise başka halklar yerleşti. İçimde hep aynı korkuyu taşıyorum: Sarnıç’ın da aynı akıbete uğraması. "Tsabal’dan Sarnıç’a" kitabımı kaleme alırken de bu endişeyi iliklerime kadar hissederek yazdım. Allah göstermesin; bir gün gelip de burası için "Bir zamanlar Tsaballı Apsuvaların köyüydü" denmesi düşüncesi bile beni kahrediyor.

Atalarımızdan miras kalan cennet Sarnıç’ım; bunları düşündüğüm için senden ve tüm Sarnıçlılardan özür diliyorum. Tek isteğim, Sarnıç’ın ilelebet var olmasıdır.

2026 yılının; her nerede yaşıyorsa yaşasın "Ben Sarnıçlıyım" diyebilen tüm hemşehrilerime sağlık, sıhhat, huzur ve mutluluk getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Bu vesileyle, "DEFTERİM" adlı şiirimi sizlerle paylaşıyorum:

DEFTERİM

Tüm sırlarımı seninle paylaşırım defterim
Biliyorsun içimdekileri sana dökmekteyim
Senin sayfalarının ortasında kalsın sırrım
Kendimle baş başa kalınca sana dönerim

Sisli günler yaşıyorum güneşi özlüyorum
Tarifsiz ruh halimi bir türlü çözemiyorum
Sevgiyle yoğrulan hisler içinde eziliyorum
Sırlarımı her defasında aktardım defterim

Gerçek sevdaların kırkıncı mumu gibiyim
Sönmez yüreğimde hazır yanar haldeyim
Duygularım tutuşmuş ben bende değilim
Paylaştığım sırlarım sana emanet defterim

Seni sırdaş bildim paylaşmıştım her sırrımı
İhanet etmedin saçmadın etrafa sırlarımı
Yaşamın kutsallığına zerre zarar vermedin
Beni bende kıldın yaşam boyunca defterim

Not: Yüreğime düşen ateşin narınla erimekteyim
Biliyorsun bütün bunları sır küpü defterim

20 Eylül 2025

SARNIÇ’IN HÜZÜNLÜ GÜNLERİ

Her ne kadar ömürlerini Sarnıç’ta sürdürmeseler de, yüreklerinin derinliklerinde Sarnıç’ın hatırasını taşıdıklarına inandığım iki kıymetli insanımızı Eylül ayında kaybetmenin derin hüznünü yaşıyoruz.

Biri, Sarnıç’ın özünden gelen; diğeri ise Bozüyük Karaağaç köyünden köklerimize eklenmiş, bağrımıza kattığımız değerli bir can… Onlar bu dünyadan göç ederken, bizlere Sarnıç’ın anılarında saklı kalan ince bir sızı, geçmişe duyulan derin bir özlem ve gelecek nesillere bırakılacak vefalı bir hatıra emanet ettiler.

Sarnıç’ın taşlarında, çeşmelerinde, gölgesini serinleten ağaçlarında onların izleri vardır artık. Ve biz biliyoruz ki, gönülden sevenler asla uzak düşmez; hatıralar daima yaşayan bir köprüdür.



CEMİLE BABA

1942 – 01/09/2025

Bursa’da evlatlarıyla birlikte ömrünü sürdüren merhum Muhtat Baba’nın kıymetli eşi Cemile Baba, 1 Eylül 2025 günü tedavi görmekte olduğu Bilecik Devlet Hastanesi’nde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
2 Eylül 2025 günü Bilecik Tatbikat Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Sarnıç’taki aile kabristanına defnedilmiştir.

Sevgili kızı Hande’sine kavuşan Cemile Hanım; evlatları Eniz, Deniz ve Olcay’ı derin bir acı ve özlemle baş başa bırakmıştır.



GÜLDANE (Tataş) DEYER
1942 – 16/09/2025

Eskişehir Uluçayır köyünde yaşamını sürdüren, merhum Bırıskil Kamil Yıldız’ın kızı Güldane (Tataş), 19 Eylül 2025 tarihinde Hakk’a yürümüştür.
Aynı gün Uluçayır köyünde aile kabristanına defnedilmiştir.

Evlatları Şenol, Ahmet Mahmut ve Erhan’a, bütün aile efradına, hayatta olan kıymetli ablası Naime Abla’ya sabırlar ve sağlıklı yıllar diliyoruz.
Erken yaşta hayata veda eden kardeşleri Temel ve ikizi Gülseren ile nurlar içinde uyusun.

Sarnıç’ta birlikte geçirilen o güzel günler şimdi hatıralarda hüzünle anılmaktadır…

23 Ağustos 2025

Sönmeyen Ateş / Bakır Bakraç

(Amtsaxuçüa)
(Sönmeyen Vatan Sevgisi)

Bu bir hikâye değildir; kalplerde yanan gerçek bir vatan sevgisinin ateşidir.

Ben bu yaşanmış olayı duymuştum fakat ayrıntılarını bilmiyordum.
Değerli kardeşimiz, araştırmacı-yazar Selçuk Sımsım, yalnızca duymakla kalmamış, izini sürüp detaylarını gün yüzüne çıkarmış. Onun sayesinde, bu olayı benim gibi duymuş olup da ayrıntılarını bilmeyenler; hatta hiç işitmemiş olanlar da öğrenmiş olacak.

Çünkü bu, sadece bir ateşin muhafazası değil,
vatan sevgisinin kalplerde diri tutulmasıdır.

Bu ateş; Tsabal’ın, Abhazya’nın sevgisinin daima yüreklerde yanmaya devam edeceğinin en büyük nişanesidir.

Bıgıpha Koksa’nın koparıldığı o topraklardan, bir bakır bakraç içinde taşınan o kor;
vatan sevgisine dönüşmüş,
her Abhaz’ın yüreğinde ölümsüz bir ateş olarak yanmaktadır.

Ve bu ateş, dünya döndükçe sonsuz dek yanmaya devam edecektir.

Teşekkürler değerli kardeşim Selçuk Sımsım.
Teşekkürler, bu kutsal emaneti miras yoluyla birbirine aktaran ve muhafaza eden Bıgaa, Hurhmalaa, Bırıskılaa, Kuadzaa ailelerine.



Sönmeyen Ateş ve Bakır Bakraç’ın Hikâyesi

1866 yılında Abhazya’da yaşanan olayların neticesinde, 1867 Nisan ile Temmuz ayları arasında Tzabal topluluğunun tamamı (14.740 kişi) ile Bzıp ve Guma topluluklarının bir kısmı (4.602 kişi), toplamda 19.342 kişi yurtlarından sürgüne tabi tutulur.

Tzabal bölgesinden sürülen ailelerden Abıgbaların kızı Bıgıpha Koksa, ailesinin ocağında yanan ateşten bir miktar köz alıp bakır bir bakracın içine yerleştirir. Bakracın en altına kül, onun üstüne köz ve tekrar üzerine kül dökülür. Böylece közün sönmemesi sağlanarak muhafaza edilir. Koksa’nın ve ailesinin amacı, ocağın ateşini söndürmemektir.

Tzaballıların önemli bir kısmı önce Balkanlara götürülür. Bıgıpha Koksa’nın ailesi de Balkanlara gidenler arasındadır. Yolculuğun başlamasıyla birlikte, dinlenmek için durulan her yerde bakır bakraçtan köz çıkarılır ve ateş yeniden yakılır. Yolculuk tekrar başladığında ateşten alınan köz, aynı yöntemle bakraçta korunur. Bu yolculuk böylece Balkanlara kadar devam eder.

Balkanlarda derme çatma yapabildikleri bir saz evde yerleşik hayata geçerler. Yanlarında getirdikleri köz ile evin ocağı tekrar yanmaya başlar. 93 Harbi’nin (1877-1878) olumsuz sonuçlanmasıyla beraber Kafkasyalıların tamamı tekrar sürgüne tabi tutulur. Bıgıpha Koksa’nın ailesi de yeniden yollara düşer. Anadolu’ya gelen aile, birkaç yer değişikliğinden sonra bugünkü adıyla Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı Mezit köyüne yerleşir. Abhazya’dan getirilen köz hiç sönmeden Mezit’e ulaşır ve kurdukları hanenin ocağını yakar.

Bıgıpha Koksa, daha sonra Hurhmal ailesine gelin gider ve Hurhmal Şerit ile evlenir. Bakır bakraç da yanında gelir. Bakraç daha sonra kızları Hurhmalpha Faziye’ye kalır. Hurhmalpha Faziye, Abrıskıl Ruşat ile evlenir; bakır bakraç aynı şekilde muhafaza edilir ve közü söndürülmez. Onların da Brıskılpha Nevin adında bir kızları olur. Nevin de aynı görevi sürdürür. Daha sonra Kuadzba Sırrı ile evlenir ve bakır bakraç en son buraya kadar muhafaza edilir.

Abhazya’da yakılan bir ateşin alevi, dört-beş kuşak boyunca sürdürülerek yakın tarihe kadar korunmuştur. Ateş artık yanmasa da, o ateşi muhafaza ettikleri bakır bakraç bugün Brıskıl Nevin ve Kuadzba Sırrı’nın çocukları Müzeyyen, Mahir, Kimya, Levent ve Bengül tarafından korunmaktadır.

152 yıllık bir geçmişe sahip bu bakır bakraç ve onunla muhafaza edilen köz, Bıgıpha Koksa ve ailesinin dirayetini, köklerine bağlılığını, dört kuşaklık tarihi, yaşanmış acıları, anıları, Tzabal ve gitmek zorunda kaldıkları coğrafyaların izlerini taşımaktadır.

Bu değerli bilgileri edinmemde bana yardımcı olan büyüklerim ve dostlarım Brıskılpha Nevin, Kuadzba Mahir, Kuadzpha Kimya, Kuadzpha Müzeyyen, Kuadzpha Bengül ve Brıskıl Sefa’ya gönülden teşekkür ederim.

SELÇUK SIMSIM

https://www.facebook.com/media/set/?set=a.10214352101301906&type=3&rdid=wTB7HbT3IsH0Evu1&share_url=https%3A%2F%2Fwww.facebook.com%2Fshare%2F1Cdfrw32bY%2F#








09 Temmuz 2025

O, Her Zaman Bir Yıldızdır


İlkokul yıllarında Birleşik Kafkasya Derneği’nin Abrekler grubunda yer alan Betül Bilgin için, derneğin düzenlediği birkaç günlük bir organizasyon vesilesiyle okulundan izin istemeye gitmiştim.
İşte o gün, aldığım cevabın bendeki yankısını sizinle paylaşmak isterim.

Başta öğretmeni olmak üzere, okul müdürü ve müdür yardımcıları adeta söz birliği etmişçesine şöyle dediler:
“O, bizim okulumuzun örnek öğrencisi ve yıldızıdır.”

Bu cümleyle yüreğim göğe yükseldi sanki…
O an öylesine onurlandım ki, duygularımı tarif etmekte zorlanırım.
Fakat sonrasında şu düşünce zihnimi kurcaladı:
Ya bu sözlerin tam tersini duysaydım?
İşte o günden beri biliyorum:
O, bizim toplumumuzun yıldızıdır.
Ve bu yıldız hep parlamaya devam edecektir.

Kafkas halk şarkılarının en güçlü yorumcularından biri olan Şinaho Betül Bilgin, sanatını Türk Sanat Müziği sahnesinde de başarıyla sürdürmektedir.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde devam eden sanat yolculuğunda kendisine yürekten başarılar dilerim.

22 Haziran 2025

SANIÇ SEVDALISI YEĞENİMİZ FÜSUN AKBAYGİL’in SANIÇ‘I

 


İşlemiş ise bir kez Sarnıç içten ruhuna

Farkına varmaksızın sızar duygularına

Alıp götürür zaman ötesinin Sarnıç'ına

Bir anda ulaşırsın geçmişteki anılarına

 

Hüzün çöker kalırsın Sarnıç'ın bağrında

Burnunda tüter yaşadıkların anılarında

Zihnin çakılıdır artık sarnıç semalarında

Yıllar evvelki tınılar çınlar kulaklarında

 

Hissedersin özlemini sevgiyle hasretle

Yaşatırsın her daim yüreğinde özlemle

Yaşarsın seni esir eden geçmiş anılarla 

 Baştan başa hane hane ev ev Sarnıçla 


Hayalinde yaşattığı Sarnıç'ı resmederek hasretini gidermeye çalışan Ahipha Füsun Akbayğil'in Sarnıç çizimleri ile işte SARNIÇ (Kozaların evleri, avlusu ile müştemilatı)







26 Mayıs 2025

SARNIÇLILAR BLOG ve SARNIÇLILAR


Sarnıç adını duyurmak ve yaşatmak amacıyla bu blog sayfasını açıp yazmaya başladığımda, sürekli olarak bu blogun tüm Sarnıçlılara, hatta tüm Tsaballılara ait olduğunu vurguladım. “Birlikte yazalım, birlikte anılarımızı paylaşalım,” dedim. Ne var ki bu çağrıma katılan kimse olmadı. Bizim Sarnıçlılar bildiklerini sanırım kendilerine sakladılar. İsterdim ki birilerinin de katkısı olsun. Yazdıklarım hakkında, “Şu doğru olmuş, şunlar şunlarda eksik ya da hatalı noktalar var,” desinler.

Yine de blog benim için büyük bir fayda sağladı. Tsabal’dan Sarnıç’a adlı kitabımın omurgasını bu blogdaki yazıları ayıklayarak oluşturdum. Kitap yayınlandıktan sonra birçok olumlu dönüş aldım. Bu geri dönüşler bir yandan beni mutlu ederken, diğer yandan daha kapsamlı ve daha iyi olabileceği hissiyle eksiklerimi fark ettiğim için bir miktar üzüntüye de neden oldu.

2012 yılında blogda yazmaya başladığımdan bu yana, yani bugüne dek (24.05.2025), blogun 107.941 kez ziyaret edilmiş olduğunu görmek beni Sarnıçlılar adına fazlasıyla mutlu ediyor. Demek ki biz bir avuç insan değil, büyük bir SANIÇ (*) ailesiyiz.

Atalarımızın hatırası olan Sarnıç’ı, biz Tsaballılar için Abhazya’dan sonra diasporadaki kutsal topraklar olarak kabul ediyorum. Balkanlardan 1877/1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası yaşanan meşakkatli yolculuğun sonunda, atalarımızın ilk sığınağı, bir nevi dağılım noktası oldu. Anadolu’daki Tsabal köylerinin sakinlerinin büyük çoğunluğu, Sarnıç’ta bir müddet kaldıktan sonra yeni köylerini oluşturmuşlardır.

Bu yazıyı yazmama torunum İnal Kerem vesile oldu. Sarnıçlılar Blogunu açıp inceledikten sonra, “Dede, burada Birleşik Kafkasya Derneği olarak Tayyare Kültür Merkezi’nde yaptığımız program yer almıyor,” dedi. Hak verdim ona. Kendini bir Sarnıçlı olarak görmesi, bu blogda bu programa yer verilmesini istemesi, ona bu hakkı verdi. Kim bilir, belki bir gün benden sonra bu blogu o devam ettirir. Zira ona Abhazca “Nerelisin?” diye sorduğumda, o da Abhazca “Sarnıçlıyım” diyor.

İnal Kerem’in istediği bu güzel program geçmişte kalmış olsa da, burada bir haber olarak yerini alsın, bu blogda izi kalsın, dedim ve kaleme aldım.

Not: Biz kendi aramızda “Sarnıç” yerine SANIÇ (*), “Sarnıçlılar” yerine de SANIÇA dediğimiz için, zaman zaman yazılarda bu ifadeleri bu şekilde kullanıyorum.


https://www.olay.com.tr/bursada-bir-kafkas-gecesi-ruyasi-1159174






12 Şubat 2025

SARNIÇ’DA GEÇMİŞTE BAYRAMLAR



 
Nasıl yaşanır? / Nasıl kutlanırdı?

Geçmişe her zaman özlem duyulur, “ah eski günler” diyerek kim derin bir iç çekmemiştir. Geriye dönüp baktığınızda neler neler anımsarsınız dalıp dalıp gidersiniz anılarınızın ortasında kaybolursunuz. Ben de anılarımda kalan Sarnıç’daki Ramazan ve Kurban bayramlarını tekrardan yaşamak istedim. Bu günleri nasıl yaşamışız görmek için birlikte o günlerin Sarnıç’ına gidelim.

1950 li yıllarına döndüğümüzde köylerden şehirlere göçler yeni yeni başladığı yıllardı köyden şehirlere iş kurmak ve çalışmak için ayrılanlar oluyordu Sarnıç’ın genelde hane sayısı az ve buna bağlı olarak da köyde yaşayan nüfusumuzda çok azdı.

 

Bayram öncesi hazırlıklar başlar arife günlerinde hız kazanırdı. Köye misafirler gelir hemen hemen her ailenin birkaç misafiri olurdu evlerin içi ve avullar şenlenirdi. Henüz o yıllarda tatil yerleri, sahiller revaçta değildi. Köyde akrabaları olanlar ve çalışmak nedeni ile şehre gidenler arife günü köye dönerlerdi . Her evde mutlaka lokma (Açaç) yapılır, kazanlarla sütlaç pişirilir, çeşit çeşit sızballar, yemekler yapılırdı. Arife günü bende her zamankinden erken gütmekte olduğum koyun ve kuzuları ağıllarına kapatarak eve döner mutfağa annemin yanına koşup çıkardım. Annem de pişirdiklerinden hemen özel bir sofra hazırlardı, bende  önceden bayram için hazırlanmış yemeklerin tadına bakmış olurdum.

 

Köyün gençleri kendi aralarında gelen misafirlerin kimlere geldiklerini tespit edip, bir zexes/ ayzara (açara) yapmanın telaşına düşerler bayram sürecini değerlendirirlerdi. Çarçabuk hangi gün /gece nerede toplanacaklarını organize edip bayram tatilini değerlendirerek misafirlerle birlikte bayram boyunca neşe dolu hoş bir vakit geçirirlerdi.

 

Ramazan bayramında bayram namazı kılındıktan sonra camide bir ön bayramlaşma ve mezarlık ziyaretleri yapılır, sonra herkes evlere dönerek hane halkı bayramlaşmaları bittikten sonra hazırlanan aile bireylerinin gençleri kendi aralarında oluşturdukları guruplar halinde tüm

aileleri sırayla ziyaret ederlerdi. Ziyaret edilen her hanede mutlak sofralar hazırlanır, büyük küçük kim olursa ikramlarda bulunurdu. Sadece şeker ikramı, çay, meşrubat ile yetinmezlerdi. Bayramın ikinci ve üçüncü günleri köy dışından günü birlik misafirler gelip dönerlerdi. Bayramın birinci ve ikinci günleri evden çıkmayıp bayramlaşma için gelenleri bekleyip ağırlayan annelerimiz teyze ve halalarımız da gelenler bittiğinde onlarda yaşça kendilerinden büyükleri ve hastaları ziyaret ederlerdi. Bayramlarda özen gösterilen bir konuda o yıl içinde vefat eden varsa o kişilerin ailelerine ziyaretlerine gidilerek acıları paylaşılır birlikte hüzün içinde aile bireyleri teselli edilir, her daim yanlarında olunacağı söylenir gönülleri alınırdı.

 

Kurban bayramlarında Ramazan bayramından farklı olarak kurbanlar kesilirdi. Kurban bayramı sabahları camiden çıkan cemaat evlerine dağıldıktan sonra köy imamı köyün üst veya alt başında başlayarak kurbanlıkları sırayla keserdi. Köy imamına böyle bir görev yüklenmişti nedeni tam bilmiyorum ama dua okumasına bağlıyorum. Oysaki köyde her hanede kurban kesebilecek  bu işin ehli olan birçok kişi vardı. Zira köyde orta çaplı hayvancılık yapılıyordu. Kurban haricide köye gelen misafirler için sürekli aştalar kesiliyordu. Hemen her hanede kurban kesiliyordu. Köy imamı kurbanları kesip bıraktıktan sonra her aile kendi kurbanını yüzüp parçalayıp pişirmeye başlardı. Zira her hane sofrasını hazır edip öğle namazından sonra cami avlusuna - köy meydanına götürürdü. Sofralar Aşta Ritüeline göre hazırlanır hiçbir eksik bırakılmazdı. Her aile bunu çok iyi bilir ve özen gösterirdi. Sofranın kime sunulacağı belli olmazdı. organizeyi üstlenen Ayhabı ve yardımcıları olurdu onların gözetiminde yaş sırasına göre sunumlar yapılır sofralara gelmiş olan misafirler ve toplanan köy halkı buyur edilirdi.

 

Kurban bayramlarında komşu köylerden bu uygulamayı bildiklerinden köyümüze çok gelen olurdu. Öğle namazı kılındıktan sonra sofralar kurulur Ayhabılar ve gelen misafirler öncelikle buyur edilir, servisler yapılırdı. Bu düzenden sorumlu olan  Ayhabı her şeye nezaret ederdi ve sofralara oturmayan kimse bırakılmazdı. Bir sofra mutlaka son anda gelecekler için ayrılırdı ayrılan sofradaki ve artan bütün yiyecekler diğer köylerden gelmiş olan ihtiyacı olan kişilere pay edilirdi. Bu program sonunda dua okunarak sonlandırılırdı. Geleneksel olarak sürdürülen bu uygulama zaman içinde komşu köylerden gelen olmadığı ve köydeki hane  azaldığı için bırakıldı. Benim anımsadığım zamanlarda 17/18 hane olan köyümüz şimdilerde 5/6 haneye inmiştir. Bu hanelerinde bazıları yarı zamanlı (yazları) köyde kalıyor.

 

İşte anılarımdaki Sarnıç’daki  bayramlar

Benim gibi anılarında Sarnıç’ı yaşatanlar

KİM VARSA NEREDEYSE SES VERSİN

TSABAL SARNIÇIM ÖKSÜZ KALMASIN