Yokluğunla kavruluyormuş meğer
için için yüreğim
seni arıyorum bugün
sonsuz bir alemin içindeyim
hasretin kavururken içimi
hüzünle yadetmekteyim
paylaşacak çok şeylerimiz varken
bıraktın bizi be yeğenim ...
on iki yıl öncesi bir temmuz günü
yaktın hepimizi
her geçen gün daha bir özlüyoruz
biz Haşmet'imizi
10 Temmuz 2015
26 Haziran 2015
03 Haziran 2015
ŞAFAK PALA (PAPAPHA)
Sanıçın dünyaya
açılan kapılarını aralamak istedim
Biyografisini
yazıp ve onu sizlere tanıtmak istedim.
Ben Sanıç semalarında bir yıldız göstermek
istedim.
Evet, sizlere tanıtmak istediğim Sızı adlı kitabından aşağıya aldığım alıntısını
okuyacağınız Zaim Baba’nın kızı Şafak Pala 1968 de Bilecik’in Pazaryeri
(Pazarcık) ilçesinde doğdu Uludağ Üniversitesi Fen –Edebiyat fakültesini
bitirdi Kamuda sınıf öğretmenliği, Bursa Nilüfer’de Kültür Müdürlüğü ve Kütüphane
müdürlüğü yaptı. Yayınlanmış Sızı ve Yüzüne Sabah Çiyi Düşmüş adlı öykü
kitapları ile farklı dergi ve gazetelerde yayınlanmış birçok makaleleri bulunan,
öykü dalında aldığı ödülleri olan bir Sarnıçlının kaleminden Sızı adlı
öyküsünün satırlarına dönelim.
Rıfat Özbey
Rıfat Özbey
SIZI
…‘’Bütün komutanlar, erler,
alandaki askerler atların üzerinde. İlk sınava girecek olan benim. Yaşamım
boyunca kaybetmediğim özelliğim, o gün de bende mevcut. O da kendine güven. O
geceki nöbetçi amiri binbaşı bana döndü, ‘Erbaş beş adım öne! Karşı tepenin
ardında düşman var. Ne yapacaksın?’ diyor. Ben hiç beklemeden en gür sesimle,
tepeye çıkıp bakacağım komutanım diyerek atıma kamçıyı vuruyorum.’’ İşte
gözleri ışıl ışıl, gür sesiyle sanki asker ocağındaymışçasına bağırmaya başladı.’’Eee
sonra ne oldu baba?’’ diyorum ben de, sonra olanı bilmezmişim gibi.
‘’Sonra tepeye çıktım, fakat
tepede bir tane bile ağaç yok. Attan indiğimde atı bağlayabileceğim tek bir dal
bile yok. O sırada çocukluğumda yüz beş yaşındaki Şuayip amcamın benimle
yaptığı konuşma geldi aklıma. O, Kafkasya’da atları bağlayacak bir yer
bulamadığımızda atın başını büküp gemi kolona bağlardık, derdi. Ben de içim
kıpır kıpır, atın başını büküp, gemini kolona bağladım. At kendi çevresinde
dönmeye başladı. Rahatlamıştım. Nefesimi kontrol edip hızla tepeden aşağıya
doğru indim. Güya düşmanı imha edip tekrar atın yanına geldim Hızla gemi
kolondan söktüm Uzatmayayım atın sırtında, hızla komutanın yanına geldim
Birinci ordu komutanı Orgeneral Cemil Cahit Toydemir, Ben atı kolona bağlayınca
bu çocuk hangi millet bilin bakalım, demiş. Herkes bir şey söylemiş. O da bak
gelince soracağız bu çocuk Çerkes, atı böyle bağlayanlar Kafkasyalılardır,
demiş. Ben yanlarına geldim. Kırk altıncı Süvari Alayı Dördüncü Bölükten Erbaş
Zaim Baba düşman kuvvetleri imha edilmiştir komutanım. Diye bağırıyorum'’
Konuşmanın bundan sonrasını her dinleyişimde içim burkuluyor. Bu güne kadar
karşılaştığı en zor, en acıklı olaylarda bile bir tek gözyaşı dökmeyen ve zaman
zaman, yaşananlara gereğinden fazla duyarsız olduğunu düşündüğüm babam, bu
olayı her anlatışında ağlar. İşte bu benim içimi çok acıtır. Gözleri kızarmaya
başladı bile.
‘’O sırada komutan sözümü
kesiyor, dur bakalım evladım, sen hangi millettensin, diyor. Ben askere
gelirken amcalarım askerde Abhaz olduğunu söyleme demişlerdi. O yüzden cevap
verirken tedirgin oluyorum. Çekinme oğlum söyle sen Çerkes misin, diyor Cemil
Cahit Paşa. Sonunda evet diyorum. Nerelisin? Bilecikliyim. Dur bakalım Sen
Yetim İbrahim Bey’in oğlumusun yoksa? Burnun aynı onun burnu. O sırada Alay
Komutanı Albay Hulusi Alkan da heyecanlandı. Sen Elmas’ın oğlu musun?
Elmas in oğlumusun? Elmas’ın oğlu benim
yanımda asker olacak ve benim bundan haberim olmayacak, diyor. Savaş sırasında
az ekmeğini yemedik annenin. İstanbul’dan Anadolu’ya geçerken sizin orada
toplanırdık diyor, komutanım. O sırada Cemil Cahit Paşa herkesi susturup
konuşmaya başlıyor. Benim başım önümde. Efendiler! bu gün burada gördüğünüz bu
coçuk çok daha iyi yerlerde olabilirdi. Sizin gibi bir asker yahut bir tabip
olabilirdi örneğin. Ama babasının başından geçen olumsuz bazı olaylar, bu
çocuğun yaşamını alt üst etti.’’ Bütün isimleri, bütün ayrıntıları sanki dün
başından geçmiş gibi anımsaması beni her seferinde çok şaşırtıyor. Konuşmanın
sonrasını getiremeyecek eminim. Yemyeşil gözlerinden ip gibi yaşlar akmaya
başladı bile. Eğilip otların üzerinde duran bıçaklı, sedef işlemeli bastonu
kaldırıyorum. Babamın koluna giriyorum,’’Boş ver baba yine iyi durumdasın.’’
Diyorum gülümseyerek.’’ Allaha şükür kızım. Su aka aka yolunu bulur’’ diyor
omuzlarını dikleştirip, sert yüz ifadesini yüzüne tekrar yapıştırıyor.’’ …
25 Mayıs 2015
ACI BİR GÜN
12.12.1991
Nur içinde
yat Çetin
Durdurun
zamanı inmek istiyorum
Kırk yıl
öncesine dönmek istiyorum
Sarnıç’ımda
acı tatlı anıların içinde
Geçmiş
günlerimi yaşamak istiyorum
Tozlu
topraklı yollarında koşuştuğum
Sabah akşam
hep söyleşip konuştuğum
Dostlukların
en güzelinin yaşandığı
Sarnıç’ım
artık sende olmak istiyorum
Mutlu
yaşamımızı karabulutlar sarmış
Sanıçım
bağrında büyüyüp kopanlar artmış
Seni bir bir
terk eden canlarımın arasına
Canım dostum
Çetinim de katılmış
Seslenişimizi
duyar gibiyim birbirimize
Birlikte
başlardık aydınlık günlerimize
Bu sabah bir
nefes daha susarken
Kanayan bir
yara gibi işliyor özümüze
Birlikte
gözümüzü açtığımız Sanıçımızın
Masmavi
semalarını dostluklar kaplasın
Kardeşliğimizin
izleri gökyüzüne yansısın
Çetin günler
bıraktın bu bana acı mirasın
Karlı bir
kış günü Uludağ yamaçlarında
Hüzünlü
günleri bırakırken Alacahırkada
Gökyüzünün
engin sonsuzlukları arasında
Paylaştığımız
düşünceler kaldı Çetin doruklarda
Rıfat
Özbey (Beya)
Yalova Kuzey Kafkas Dergisi
Sayı 4/5 yıl 1992
18 Mayıs 2015
SUSUYOR NEFESLER SARNIÇIMDA BİR BİR
Beni derinden yaralayan
Abrıskil Temel ve Ağanıpha Aysel’in vefatlarını Tüm Sarnıçlılarla paylaşmak
istedim. Abrıskil ve Ağanlarla sınırlı değil bu acı hepimizin…
Düşen her bir yaprak
istisnasız Sarnıçtır.
Sararıp düşmesin bundan
böyle yaprakların
Son bulsun artık
Sarnıçım yürek yakan acıların
Sanıçaa başınız
sağolsun
ABRISKİL TEMEL
(13.12.1944/27.02.2015)
Bu gün içten içe yıkılıyorum
Yine şaşkın yine üzgün
Yılların ötesinde arıyorum
Geçmiş güzel günleri uzun,uzun
Sizi buluyorum dostlarım sizi
buluyorum
Sanıç da alınmış ilk nefesleri
hissediyor
Abhazca söylenen ilk ninnilerle uyuyor
Abhazca söylenen ilk sözcüklerle
uyanıyorum
İlk adımlarımızı attığımız avlularımızda
koşturuyor
Sarnıçta başlayan Sarnıçta tamamlanmayan
Son adımlarla koşturarak kayboluyorum
Tükeniyor Sarnıcım bir bir
Susuyor nefesler susuyor bir bir
Her gün doğuşunda vadimizde
Güneşin Sanıçın ufkunda yükseldiğinde
Huzurun köyümüzün üstünü örttüğünde
Mutluluk dolar içime kanatlanırdım
adeta
Şimdi kırıldı kanatlarım
Parçalandı yüreğim
Canımdan can koptu Temel’im
Ablalarına sesleniyordum *** Sarnıç şiirinde
Baba ocağınız sizleri bekliyor
Biricik kardeşinizin tutun elinden
Gelin Sarnıca gelin diyordum
Şimdi yıkıldım dostlarım,
Çöktü işte Sarnıç da
Bir Temelim daha
Mekânın cennet
Ruhun şad olsun
Rıfat Özbey (Beya)
*** SARNIÇTAYIM (2)
- BU
ABHAZ KÖYÜ SARNIÇ’IN SOY AĞACIDIR -http://sarniclilar.blogspot.com.tr/2013/04/sarnictayim-2.html
AĞANIPHA AYSEL
Nur içinde yat (1945/19.04.2015)
Bazen kaybettiklerimiz için
Bazen de kaderimiz için ağlamak
Geliyor içimden hıçkırıklara
boğulurcasına
Ara ara durup duraksayarak maziye
bakarak
Bazen nedenlerini anlamak
Bazen de boş ver diyerek
Haykırmak geliyor içimden.
Bu gün nedenim var
Kaderimin karasına isyan ederek
Derin bir hüznün içinde
Doyasıya ağlamak istiyorum
Duygularımın üzerine çöken sis
dağılmasın
Mazinin derinliklerine insin
Tüm acılarım toplanıp ruhumu sarsın
Bırakınız dostlarım bırakınız
Bu gün tüm sevdiklerim için
Tüm kaybettiklerim için
Aysel senin için
Doyasıya ağlamak istiyorum
Mekânın cennet ruhun şad olsun
Rıfat Özbey (Beya)
08 Mayıs 2015
ANADOLU’NUN VEFAKÂR ANALARINA
1970 li yılların başında bir
Anneler Günü nedeni ile Anadolu’nun cefakâr ve bir o kadarda vefakâr Annelerine
ithaf en yazdığım bu şiiri yine bir Anneler günü Annemin anısına ve tüm vefakâr
Anadolu Analarına armağan ediyorum.
Nur içinde
yat Anam
27.07.2009
Anadolu’mun
sabırla yoğrulu kadınlarındandır
Benim kara
bahtlı vefakâr anam
Yaşamı
ıstıraplarla dolu yüreği yaralı anam
Seni duyuyor
seni yaşıyorum bugün
Şimdi ya
çapada ya da oraktasın kim bilir ?
Sen çorbamı
hazır eder
Atları
yemleyip koşumları hazırlar
Şafak
sökerken başucuma dikilir
Uyan oğul
horozlar ötüşüyor
Demede geç
kalacaksın der uyandırırdın
Şimdi ya
harmanda ya da davardasın kim bilir ?
Sen cefakâr
sen vefakâr Anam
Gerçek
Anadolu kadını Anam
Gün ışımadan
sağılırını sağar
Bulaşığını
yıkar çöreğini küle gömer
Gün
ışıdığında’da yine yollardasın
Bir omzunda
kırba bir omzunda torba
Ya bir arpa
tarlasına ya da bir mısır tarlasınadır gidişin kim bilir ?
Sen
mutluluğu yaşardın her zaman
Mutluluğu da
yaşatmak isterdin çevrene
Gönlün hep
bir çiçek gibiydi duyguların ise bir kelebek
Nasırlı
ellerinden eksilmezdi ya çapa ya bel ya da kürek
Tırnakların gâh
ezilmiş gâh kırılmış
Toprak dolar
altlarına ne çıkar
Seninde
manikürün bu topraktır be Anam.
Koşturur
dururdun gâh bir tarlaya gâh bir çayıra
Senin de
çilen meğer buymuş koş oy Anam koş
Ayakların
parça parça yarılır aldırmazsın
Seninde
Pedikürün terlerle yoğrulan
Tozlar
topraklar değil midir be Anam ?
Kirpiklerine
rimel mi çektin ?
Neden
gözlerin öyle mor mor olmuş ?
Neden öyle
eğilmiş belin neden solmuş benzin ?
Çok
göçmüşsün be Anam kahırlandın mı yoksa ?
Soramadın elbet
yıllara, soramadın değil mi kaderini ?
Yıllar kayıp
geçti nasırlı ellerinden yüreğini delerek
Yazgımı
şimdi bu kaderin karası mı?
Şimdi
nerelerdesin ne haldesin kim bilir ?
Can Anam,
canım Anam
Rıfat ÖZBEY
(Beya)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






