21 Ağustos 2024

Sarnıç - Ağustos 2024




Sarnıç'ın drone ile havadan çekilmiş görüntüleri.
Fidan Yağan'ın facebook sayfasından alınmıştır.


 

24 Temmuz 2024

AĞANİPA KAPLAN'IN ARDINDAN ANILAR ...

Kozba Sünnah abinin yeğeni Ahıpha Füsun Akbaygil , Kaplan Abi'nin vefatını öğrenince baş sağlığı dilekleriyle birlikte kısa bir hatırasını aktardı.



...Kaplan abiyi çok düşündüm. Ben de bıraktığı izleri iyice hatırlamaya çalıştım: En belirgin, en güzel anım şu:

Ablamız Mınna ile Nadide yengeye ikindi kahvaltısına gittiğimiz günlerden birinde avluya giren atın nal sesleri duyulmuş, Yengenin "ah işte Kaplan, yavrum anca geldi, sabahtan beri dağdaydı.." lafı üzerine ben hemen avluya koşmuştum:

Kaplan abi üstünde ince endamına çok yakışan binici kıyafetiyle hızlı ve zarif hareketlerle atını bağlıyor, eyeri indiriyor.. Birinin geldiğini fark edince hafifçe dönüp omuzunun üstünden bana bakıyor ve  " Ooo hoş geldin yeğen, beni mi bekliyordun , çayı yaptın mı bari?" diye gülerek benimle şakalaşıyor. Yorgun ama gün doğuşundan beri çalışıp görevini yerine getirmiş olmanın mutluluğunu taşıyor, gözlerinin içi gülüyor. Yanık tenli, çok yakışıklı.
Ben hemen içeriye koşup dört gözle sevgili oğlunun dönüşünü beklediğini bildiğim Yengemize haber veriyorum: " Kaplan abi geldi, çay istiyor!" diyorum. Nadide yenge gülüyor, ocakta ekmek kızartmaya, çay bardaklarını hazırlamaya başlıyor. Hepimizin içi sevinçle doluyor, Kaplan abiyle birlikte kahvaltı ederken belki gününün nasıl geçtiğinden  bahseder , bir şeyler anlatır diye umutlanıyoruz..

Ben hemen onun atının üstünde hangi orman yollarından geçip nerelere gittiğini hayal etmeye başlıyorum...

Kaplan agbi elini yüzünü yıkayıp geldi,herkesi tek tek kibarca selamladı, çayların dumanı tüten, mis gibi kızarmış ekmek kokan sofraya oturdu. 

Umduğumuz gibi pek birşey anlatmadı..

Gününün nasıl geçtiğini bizim hayal gücümüze bıraktı. Dönüş yolunda Mınnam " ne kadar efendi, ne kadar çalışkan şu Kaplan, anası babası şanslı insanlarmış, Allah bağışlasın " dedi.

21 Temmuz 2024

AĞANİPA KAPLAN (İDRİS) ANA




 

Kırılmasın kalpler diye özen gösterirdin

Ayrışmasın dostluklar kurulsun isterdin

Pare pare olsa da yüreğin sabrederdin

Lafta bırakmaz hak hukuk tesis ederdin

Açmıştın yüreğini, sevgiyle yoğurmuştun

Nazik davranışınla gönülleri fethederdin

 

Ani ayrılışınla kavruldu seven gönüller

Ne zaman çevrilirse Sarnıç’a gözler

Anacak büyük küçük tüm Pazarcıklılar


Ağan İdris’in oğlu Nuri’nin üç oğlu bir kızı vardı: oğulları Tosun, Aslan ve Bahri; kızı da annem Nilüfer. Aslan Dayımın iki oğlu Kaplan ve Fehmi; kızları Ülker, Ferhan ve Nurhan. Ülker Ablam üç yıl kadar önce vefat etti. Kaplan Dayım geçirdiği kalp krizi sonucunda kaldırıldığı Bursa Şevket Yılmaz Hastanesi'nde yaşama veda etti. 20 Temmuz 2024 tarihinde ikamet ettiği Pazaryeri ilçesinde, ikindi namazı sonrası Sarnıç’daki aile mezarlığına defnedildi.
Nurlarda uyu, Yağanların asil evladı Kaplan Dayım, asla unutulmayacaksın, evlatların daima yaşatacaklardır adını.

Mekanın cennet, ruhun sad olsun, huzurla uyu. Evlatların Şafak, Güneş, Ayper ve Yücel’e Allah’tan sabırlar dilerim.


Masal tadında anlatırdı anam

Dayılarımı, yanına oturduğumda

Biricik kız kardeşleri Nilüfer'i

Yere göğe konduramazlarmış

Yemen'de şehit düşen babaları Nuri

Onunla birlikte olan amcaları Fehmi

Dönmemişler bir daha Sarnıç’a

Şehadet haberleri ulaşmış Hamiden nineme

Bir yumak olup sürdürmüşler sonrası yaşamlarını

Tosun dayım söylermiş her daim son sözü

Aslan dayım temsil edermiş aileyi her ortamda

Bahri dayımsa sağlarmış tüm düzeni, hazırlıkları

At tımar edilir, eyerlenir, avluda gezdirilmiş heyecanla

Yolcu eder, uğurlarmış uzun süre bekleyerek kapıda

Aslan dayım koyulurmuş hedeflenen yola

Bir uzlaşı toplantısı, bir cemiyete, bir cenazeye

Ya bir hasta yada bir yaşlıya ziyaretedir bu yolculuk

Anımsadım bu gün yaşadım yaşattım hayalimde

Ağabeyim kırk gün sonrası bizleri bir araya getirdiğinde

Aslan dayımın oğulları Kaplan ve Fehmi’nin arasında

Hüzün doluyum bir yandan

Ağabeylerinle yaşadığın mutluluğu yaşıyorum anam

Gün sonlanırken

18 Eylül 2022 - Sarnıç  ( 20 Eylül 2022 tarihli "DAYILARIM" yazısından )

NOT: Ağanalar hakkında geniş bilgiyi "Tsabaldan Sarnıca" kitabında bulabilirsiniz

22 Mayıs 2024

SARNIÇ - 1940'lı yılların başı

 


Tarihi bir fotoğraf, en az seksen yıl evveline ait. Fotoğraftaki isimleri artık tespit etmek zor, maalesef sorabileceğimiz kimse kalmadı. Yaşça artık sorulacak kişilerden biride benim. Bu fotoğraf (1940) benden yedi yıl evvel çekilmiş. Fotoğrafı Ahıpha Füsun Fallovita gönderdi. (Ahıpha Füsun Kozapha Bülbül’ün kızı, Kozba Sünnah’ın yeğeni.)
Üst sırada soldan sağa 1.Kozapha Bülbül 4.Kozapha Semiha, orta sıra soldan Hekimoğlu Nadide, Hekimoğlu Nuri, Yaşha Sabiha (Fatah). Alt sıra ortada oturan küçükler Yaşha Şükran, Yaşha Şahinde, en sağda Hekimoğlu Orhan.
İsimlendiremediğim kişilerin isimlerini bilen çıkarsa bildirmeleri halinde memnun olurum. Tarihe ışık tutacak fotoğraflarınız varsa Sarnıçlılar blogunda yayınlayalım ve arşivleyelim.

 

26 Mart 2024

NEŞE’NİN HİKAYESİ - Yaşanmış bir gerçek hayat hikayesi



Henüz üç beş yaşlarındayken
Düşe kalka koşturup dururken
Kuzuların oğlakların peşinde koştururken
Yaşıtlarınla birlikte avluda oynarken
Adeta gökte süzülen pençelerini açan bir doğan misali
Arkadaşlarının arasından bir hamlede alındın
Annenin sıcak kanatlarının arasından
Sana söylenen sevgi dolu sözleri duymamaktasın
Günler öncesi sana şefkatle sarılanlara
Nefret dolu gözlerle bakmaktasın
Alnına yazılan kaderi yaşamaya başladın
Yeni bir yaşam yeni bir hayat içindesin
Yere göğe sığdırılamıyorsun
El bebek, gül bebek el üstündesin
Oysaki sen yüreğinde yaşatıyorsun
Yalnız kaldığın tüm günlerde hayallerinde
Birlikte koşturduğun arkadaşların düşlerine giriyor
Sense annenin kanatlarının altında olamadığına yanıyorsun
Yeni hayata taşıyan ya bir hala ya bir teyzeydi
Bazen bir babaanne, bazen de bir amca, bazen de bir dayı
İyi niyetlerle iyi bir gelecek düşleyenlerden biri
Elinden tutup sevgiyle kucaklayarak
Yüreklerine basıp sahiplenip yetiştirmek
İstekleri hep insani boyutlara uzanıyordu
Annenin babanın söz hakkı kalmamış
Boyun büküp kala kalmışlardı içleri ne kadar yansa da
Senin iyiliğin için çekilmişlerdi kabuklarına
Yeni yaşamının başlangıcında
Küçücük yüreğinde hissettiklerini
Anlatamazsın dinletemezsin yıllar geçse de
İçini kavurur durur yetmişine gelmiş olsan bile
İhtimam görmektesin el üstünde tutulmaktasın
Karşıdan bakıldığında yaşadığın hayat
Saraylarda bir yaşama, bir hayata eşdeğer
Oysaki o küçücük yüreğini sarmış esaret
Haykıracaksın dokunsalar taşısan azıcık bir cesaret
Yere göğe konulmamaktasın
Daha neler yapılsın demekte her gören
Seninse aklın o mutlu çocukluk günlerinde
Koşturduğun evin yemyeşil avlusunda
Anne anne diye seslendiğin günleri anımsıyorsun
Kardeşlerinle oynadığını tozlu sokakları özlüyorsun
Öyle şaşalı öyle güzel bir hayat sürmektesin
Kıskanıyor insanlar senin bu yaşamını
Yerinde olmak istemekte belki bir çok kişi
Mutlu bir çocukluk yaşadığın sanılmakta
En güzel fistanlar içinde salınıp dururken
En güzel oyuncaklarla oynarken
İsteyebileceğin ne kalmış olabilirdi her şeye sahipsin
Anne anne diye koşturarak sarılmak istiyorsun
Hoplayıp zıplayıp koşturan kuzuların oğlakların arasında
Haykırmak düşe kalka koşturmak istiyorsun
Bilemez kimse senin o küçücük yüreğine
Sıkı sıkıya vurulmuş bir pranga olduğunu
Yaşamakta olduğun hayatın gerçeklerinin içinde
Sürdürdüğün hüzünle dolu kavganı
Kavrayamaz o hala ,o teyze, o dayı, o amca
Sanırlar üstüne giydirdikleri o pahalı fistanlarla
O en güzel okul kıyafetlerinle
Bir dediğinin iki edilmediğinin
Ayrıcalıklı bir hayatın olduğunu sanılır görünürde
Sense yüreğinde esen fırtınalarla çalkalanmaktasın
Ağlayamazsın, söyleyemezsin yüreğindekileri
Hele hasretinin tavan yaptığı bir gecenin
İlerleyen saatlerinde kaçıp annenlerin evine gidip
Kimselere görünmeden yatıp uyumuştun.
Sabah olmadan yataktan alınıp geri getirilmiştin
O kadar işlemişti ki yüreğine, unutamamıştın hiçbir an
Ondan sonraki günlerde zaman zaman
Geceleri yatağına yattığında yorganını üzerine çekip
Annem annem diye ağladın hıçkıra hıçkıra günlerce
Akmaz oldu gözyaşların, süzülmedi yanaklarından
Yaktı derinlemesine duygularını, sızladı yüreğin için için
Çocukluk günlerinde gösterdiğin tepkileri
Anlamaz kimse, kesersin fistanının eteklerini
Kopartırsın o en güzel çantanın saplarını
Yırtarsın kitabının, defterinin sayfalarını
İçinde yaşatıldığın o şaşalı hayatı değil
O küçücük yüreğini saran prangalardan kurtulmak
O çocukluk günlerine dönmek istemektesin
Yarım kalan çocukluk günlerini yaşamak
Yaşıtlarınla oyunlar oynamak istemektesin
Kuzuları oğlakları otlatmak suya götürmek istemektesin
Annenin hazırladığı ekmek çıkısını sırtına bağlamasını
Acıktığınızda yaşıtlarınla birlikte çeşme başında
Güle oynaya mutluluk içinde sofra hazırlamak istemektesin  
Yıllar içinde büyüyüp serpilmekte, yarınları karşılamaktasın
Okul günleri, dikiş nakış günleri derken hızla geçer yıllar
Zaman zaman kasabadaki evin önüne çıkar
Beklerken saatlerce görmek isteyerek yaşıtlarını
Bir film şeridi geçermiş o an gözlerinin önünden
Çocukluk günlerini yaşayarak gözlerin buğulanarak
Gözün görmez yaşatılan prensesler gibi yaşamı
Reddeder isyan edersin yaşamak istemezsin asla
Bahçe duvarına sıkı sıkıya yaslanarak haykırmak gelir içinden
Anne kucağında, anne kanatları altında olmak için
Neler vermezdin neler ? Gün bitsin istemezdin
Yaşadığın hayat sana ait değildi sanki bitsin isterdin
Gün sonlarında anılarına sarılarak yaşamak isterdin
Herkesin kıskandığı yaşamı, imrendiği hayatı
Esarette geçen yıllar olarak algılardın bu hayatı
Travma içinde sürdürdüğün hemen her günü
Fark edemedi hiç kimse, fark edemezdi hiçbir zaman
Bilinemedi her şey den üstün olduğu anne sevgisinin
Bilinemedi anneye olan hasretin yakıcılığını
Bilinemedi anneye olan sevginin sınırsız olduğunu
Bu hayatı sana yaşatanlarsa sanırlar sevgi duyduğunun
Bilemezler kin ve nefretle baktığını
Yeni yeni filizlendiğin günlerde
Kopartılıp köklerinden adeta bir vazoya alındığında
Hep göz önündeyken yapraklarınla çiçeklerinle göz kamaştırırken
Solmaya başladığın fark edilmiyordu bir türlü
Kol kanat gerenler farkında değildi elbet
Kol kanat gerdiklerini sandılar yıllarca
Gözyaşları döke döke yaşanan bu hayatta
Annenin kanatları altıda olmaktı tek dileğin
Düşe kalka da olsa peşinde koşturmaktı hep isteğin
Çocukluğunu, gençliğini sürdürdüğün o yılları
Esarette geçirilmiş gibi hissettiğini anlatamadın bir türlü
Uzun kış gecelerinde yorganını başına çekip
Ağladığın anları unutamadın hiç yaşam boyu
Ana kucağından koparılış anını
Kendine ait bir hayat yaşamadın, sana ait değildi o yaşam
Sahte bir hayat yaşamışsın sana yakıştırılan
Sana verilen rolü oynuyordun adeta
Başkalarınca imrenilen hayattan sen hep nefret ettin
İçin için yanan  yüreğin deki ateş
Bilinmez neden yıllarca yanar
Sahte gelir sana her gülüş
Sahte gelir sana her davranış
Rol yapmaya mecbur kaldın ömür boyu
Yıllarca yüreğinde hissettiğin ana sevgisini
Gizli gizli döktüğün göz yaşların
Şimdi anılarını yaşarken süzülmekte yanaklarından
Geçmiş de yaşadıkların yetmişine damga vururcasına
Dökülüverir yüreğini delercesine
Anılarını yaşarken dostça paylaşırken
Yıllar içinde kalan o geçmişte yaşadıklarının
Ağır yükü ile yaşadığını
Neşe olarak taşıdığın o ismin
Yaşamında hiç yer almadığı
Görmüştür okuyucu

 

Not: Yaşanmış bu gerçek hayat hikayesinin kahramanlarına rastlarsınız bakarsanız çevrenize


       05/02/2024 - YAŞANMIŞ HİKAYELER

22 Mart 2024

GÜNEŞ ABLAMIZ

Ahorapha Öznur Karabiber
Düzdağ 1944 / Bilecik 20 Mart 2024

Kesişmişti yollarımız Bursa’da

Kafkas derneklerinin ortamında

Büyük küçük herkes saygı duymaktaydı

İstisnasız sen hepsinin Güneş ablasıydın

Tanıdığım an benimde Güneş ablam oldun

Farkına vardım ki toplum için endişeliydin

Kültür erozyonuna uğradığımızın farkındaydın

Çözüm bulmak, çare olmak için çabalardın

Yemekli Kafkas, Abhaz gecelerinde daima

Yüzlerce kişiye Çerkes yemekleri yapımında

Esirgemediniz emeğinizi arkadaşlarınla birlikte

Günlerce hazırlıklar yapar koştururdunuz

Duymadım, yapamayız yetiştiremeyiz dediğinizi

Birlikteysek elbet olur der, moral verirdin çevrene

Alnınızın akıyla hazırlardınız tüm masaları

Otantik Kafkas yemekleri ile baştan başa

Televizyon programları, tanıtım ve sunumlarda

Yemekli gecelerimiz ve davetlerimizin hepsinde

Her zaman en başta sen vardın Güneş ablam

Anılarımızda daima yaşatacağız aziz hatıranı

Asla unutmayacağız daima kalbimizde yaşayacaksın

Nur içinde yat, mekanın cennet, kabrin nur olsun

Seni ana ana hazırlanacak bundan böyle sofralarımız.

 

Not: Güneş Ablamızla birlikte emeklerini esirgemeden fedakarca çalışan aramızdan ayrılan hemşehrilerimizi de rahmetle anmadan geçemeyeceğim.

Bekir Erman, Mahmut Bi, Aydemir Akay, Cevat Erşen, Muammer Öztürk, Rahmi Şener, Nevri Sümer, Turan Aslan, Meliha Şahin, Nezaket Şener, Fazilet Akay, Cemile Özbey, Güneş Karabiber Bursa Birleşik Kafkasya Derneği sizlere minnettardır.
Mekanınız cennet, ruhunuz şad olsun

08 Mart 2024

Teşekkürler Papapha Sevil

Tsabal’dan Sarnıç’a adlı bu kitabı yazmağa başlarken tek düşüncem köyümüz Sarnıç’ı zihinlerde yaşatmak, kuruluşundan bu yana geçen yaşamı gözler önüne sermek ve benim yetiştiğim yıllardaki mevcut ailelerin soy ağaçlarını tesbit etmek ve Sarnıç Köyü’nün adını ölümsüzleştirmekdi.

Soy ağaçlarını oluştururken çok itinayla yaklaştım ve aile bireylerine teyit ettirdim. Kitap yayınlanıp okurlarıyla buluştuktan sonra müspet ve menfi tepkileri bekledim ve hala bekliyorum. Müspet yaklaşımlarıyla duygu ve düşünlerini açıklayanlardan biride Papapha Sevil. Onun kaleme aldığı yazıyı aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

Çok çok teşekkürler Sevil, benim kitapta anlatmak istediklerimi tümüyle yansıttığın için.

Gelin birlikte Papapha Sevil’in yazdıklarını okuyalım.
"Sevgili Rıfat Ağabeyim,

Kaleme aldığın bu eşsiz kitapla, köyümüzün derin köklerini ve yaşanmışlıklarını tüm detaylarıyla bizlere ulaştırdın. Sözlerin, hissettiklerimizi anlatmada kusursuz bir araç oldu.
Kitaptaki sayfalar arasında kendi geçmişimizi bulmak, anılarımızı yeniden yaşamak bize büyük bir mutluluk yer yer de hüzün yaşattı. Eserini okurken gözyaşlarıma engel olamadım, her kelime çocukluğuma götürdü beni. Bu duygu yüklü anları tekrar yaşamama vesile olduğun için sana sonsuz teşekkür ederim.
Kitabın, sadece köyümüz için değil, benim için de unutulmaz bir çocukluk yolculuğu oldu. Bu özel eserle Sarnıç'ımızın tarihine dair bıraktığın mirasa minnettarız. Yolun açık olsun.
Sevgili Dostlar,
Rıfat Ağabey'in muazzam kaleminden çıkan bu kitabı okuyan herkes, Sarnıç'a yolu düşmüş gibi kendi geçmişinden bir parça bulacak. Bu eser, insanın kendisiyle buluştuğu bir yolculuk niteliği taşıyor. Her sayfasında geçmişe dönüş yapacak, çocukluk anılarınızı, ailenizi ve köy yaşantınızı bulacaksınız.
Kitap, sadece bir coğrafyanın öyküsü değil, içinde yaşanan her anın altında yatan duyguları ve anlamı açığa çıkarıyor. Sarnıç'ın sokakları, evleri, insanları sadece bir köyü değil, unutulmaz anıları simgeliyor.
Bu muazzam eseri okumak, sadece bir köyün tarihine tanıklık etmek değil, kendi hikayenizle yüzleşmek anlamına geliyor. Bu kitap, size ait olan hatıraları bulmaya ve geçmişinizi yeniden keşfetmeye davet ediyor. Sarnıç'a yolu düşmüş herkesin, bu benzersiz eseri okumasını şiddetle tavsiye ediyorum."