21 Ağustos 2024
24 Temmuz 2024
AĞANİPA KAPLAN'IN ARDINDAN ANILAR ...
Kozba Sünnah abinin yeğeni Ahıpha Füsun Akbaygil , Kaplan Abi'nin vefatını öğrenince baş sağlığı dilekleriyle birlikte kısa bir hatırasını aktardı.
...Kaplan abiyi çok düşündüm. Ben de bıraktığı izleri iyice hatırlamaya çalıştım: En belirgin, en güzel anım şu:
Ablamız Mınna ile Nadide yengeye ikindi kahvaltısına gittiğimiz günlerden birinde avluya giren atın nal sesleri duyulmuş, Yengenin "ah işte Kaplan, yavrum anca geldi, sabahtan beri dağdaydı.." lafı üzerine ben hemen avluya koşmuştum:
Kaplan abi üstünde ince endamına çok yakışan binici kıyafetiyle hızlı ve zarif hareketlerle atını bağlıyor, eyeri indiriyor.. Birinin geldiğini fark edince hafifçe dönüp omuzunun üstünden bana bakıyor ve " Ooo hoş geldin yeğen, beni mi bekliyordun , çayı yaptın mı bari?" diye gülerek benimle şakalaşıyor. Yorgun ama gün doğuşundan beri çalışıp görevini yerine getirmiş olmanın mutluluğunu taşıyor, gözlerinin içi gülüyor. Yanık tenli, çok yakışıklı.
Ben hemen içeriye koşup dört gözle sevgili oğlunun dönüşünü beklediğini bildiğim Yengemize haber veriyorum: " Kaplan abi geldi, çay istiyor!" diyorum. Nadide yenge gülüyor, ocakta ekmek kızartmaya, çay bardaklarını hazırlamaya başlıyor. Hepimizin içi sevinçle doluyor, Kaplan abiyle birlikte kahvaltı ederken belki gününün nasıl geçtiğinden bahseder , bir şeyler anlatır diye umutlanıyoruz..
Ben hemen onun atının üstünde hangi orman yollarından geçip nerelere gittiğini hayal etmeye başlıyorum...
Kaplan agbi elini yüzünü yıkayıp geldi,herkesi tek tek kibarca selamladı, çayların dumanı tüten, mis gibi kızarmış ekmek kokan sofraya oturdu.
Umduğumuz gibi pek birşey anlatmadı..
Gününün nasıl geçtiğini bizim hayal gücümüze bıraktı. Dönüş yolunda Mınnam " ne kadar efendi, ne kadar çalışkan şu Kaplan, anası babası şanslı insanlarmış, Allah bağışlasın " dedi.
21 Temmuz 2024
AĞANİPA KAPLAN (İDRİS) ANA
Kırılmasın kalpler
diye özen gösterirdin
Ayrışmasın dostluklar kurulsun isterdin
Pare pare olsa da yüreğin sabrederdin
Lafta bırakmaz hak hukuk tesis ederdin
Açmıştın yüreğini, sevgiyle yoğurmuştun
Nazik davranışınla gönülleri fethederdin
Ani ayrılışınla kavruldu seven gönüller
Ne zaman çevrilirse Sarnıç’a gözler
Anacak büyük küçük tüm Pazarcıklılar
Ağan
İdris’in oğlu Nuri’nin üç oğlu bir kızı vardı: oğulları Tosun, Aslan ve Bahri; kızı
da annem Nilüfer. Aslan Dayımın iki oğlu Kaplan ve Fehmi; kızları
Ülker, Ferhan ve Nurhan. Ülker Ablam üç yıl kadar önce vefat etti. Kaplan Dayım geçirdiği kalp krizi sonucunda
kaldırıldığı Bursa Şevket Yılmaz Hastanesi'nde yaşama veda etti. 20 Temmuz 2024 tarihinde ikamet ettiği
Pazaryeri ilçesinde, ikindi namazı sonrası Sarnıç’daki aile mezarlığına
defnedildi.
Nurlarda uyu, Yağanların asil evladı Kaplan
Dayım, asla unutulmayacaksın, evlatların daima yaşatacaklardır adını.
Mekanın cennet, ruhun sad olsun, huzurla uyu. Evlatların Şafak, Güneş, Ayper ve Yücel’e Allah’tan sabırlar dilerim.
Masal tadında anlatırdı anam
Dayılarımı, yanına oturduğumda
Biricik kız kardeşleri Nilüfer'i
Yere göğe konduramazlarmış
Yemen'de şehit düşen babaları Nuri
Onunla birlikte olan amcaları Fehmi
Dönmemişler bir daha Sarnıç’a
Şehadet haberleri ulaşmış Hamiden nineme
Bir yumak olup sürdürmüşler sonrası yaşamlarını
Tosun dayım söylermiş her daim son sözü
Aslan dayım temsil edermiş aileyi her ortamda
Bahri dayımsa sağlarmış tüm düzeni, hazırlıkları
At tımar edilir, eyerlenir, avluda gezdirilmiş heyecanla
Yolcu eder, uğurlarmış uzun süre bekleyerek kapıda
Aslan dayım koyulurmuş hedeflenen yola
Bir uzlaşı toplantısı, bir cemiyete, bir cenazeye
Ya bir hasta yada bir yaşlıya ziyaretedir bu yolculuk
Anımsadım bu gün yaşadım yaşattım hayalimde
Ağabeyim kırk gün sonrası bizleri bir araya getirdiğinde
Aslan dayımın oğulları Kaplan ve Fehmi’nin arasında
Hüzün doluyum bir yandan
Ağabeylerinle yaşadığın mutluluğu yaşıyorum anam
Gün sonlanırken
18 Eylül 2022 - Sarnıç ( 20 Eylül 2022 tarihli "DAYILARIM" yazısından )
22 Mayıs 2024
SARNIÇ - 1940'lı yılların başı
Tarihi bir fotoğraf, en az seksen yıl evveline ait. Fotoğraftaki isimleri artık tespit etmek zor, maalesef sorabileceğimiz kimse kalmadı. Yaşça artık sorulacak kişilerden biride benim. Bu fotoğraf (1940) benden yedi yıl evvel çekilmiş. Fotoğrafı Ahıpha Füsun Fallovita gönderdi. (Ahıpha Füsun Kozapha Bülbül’ün kızı, Kozba Sünnah’ın yeğeni.)
Üst sırada soldan sağa 1.Kozapha Bülbül 4.Kozapha Semiha, orta sıra soldan Hekimoğlu Nadide, Hekimoğlu Nuri, Yaşha Sabiha (Fatah). Alt sıra ortada oturan küçükler Yaşha Şükran, Yaşha Şahinde, en sağda Hekimoğlu Orhan.
İsimlendiremediğim kişilerin isimlerini bilen çıkarsa bildirmeleri halinde memnun olurum. Tarihe ışık tutacak fotoğraflarınız varsa Sarnıçlılar blogunda yayınlayalım ve arşivleyelim.
26 Mart 2024
NEŞE’NİN HİKAYESİ - Yaşanmış bir gerçek hayat hikayesi
Düşe kalka koşturup dururken
Kuzuların oğlakların peşinde koştururken
Yaşıtlarınla birlikte avluda oynarken
Adeta gökte süzülen pençelerini açan bir doğan misali
Arkadaşlarının arasından bir hamlede alındın
Annenin sıcak kanatlarının arasından
Sana söylenen sevgi dolu sözleri duymamaktasın
Günler öncesi sana şefkatle sarılanlara
Nefret dolu gözlerle bakmaktasın
Alnına yazılan kaderi yaşamaya başladın
Yeni bir yaşam yeni bir hayat içindesin
Yere göğe sığdırılamıyorsun
El bebek, gül bebek el üstündesin
Oysaki sen yüreğinde yaşatıyorsun
Yalnız kaldığın tüm günlerde hayallerinde
Birlikte koşturduğun arkadaşların düşlerine giriyor
Sense annenin kanatlarının altında olamadığına yanıyorsun
Yeni hayata taşıyan ya bir hala ya bir teyzeydi
Bazen bir babaanne, bazen de bir amca, bazen de bir dayı
İyi niyetlerle iyi bir gelecek düşleyenlerden biri
Elinden tutup sevgiyle kucaklayarak
Yüreklerine basıp sahiplenip yetiştirmek
İstekleri hep insani boyutlara uzanıyordu
Annenin babanın söz hakkı kalmamış
Boyun büküp kala kalmışlardı içleri ne kadar yansa da
Senin iyiliğin için çekilmişlerdi kabuklarına
Yeni yaşamının başlangıcında
Küçücük yüreğinde hissettiklerini
Anlatamazsın dinletemezsin yıllar geçse de
İçini kavurur durur yetmişine gelmiş olsan bile
İhtimam görmektesin el üstünde tutulmaktasın
Karşıdan bakıldığında yaşadığın hayat
Saraylarda bir yaşama, bir hayata eşdeğer
Oysaki o küçücük yüreğini sarmış esaret
Haykıracaksın dokunsalar taşısan azıcık bir cesaret
Yere göğe konulmamaktasın
Daha neler yapılsın demekte her gören
Seninse aklın o mutlu çocukluk günlerinde
Koşturduğun evin yemyeşil avlusunda
Anne anne diye seslendiğin günleri anımsıyorsun
Kardeşlerinle oynadığını tozlu sokakları özlüyorsun
Öyle şaşalı öyle güzel bir hayat sürmektesin
Kıskanıyor insanlar senin bu yaşamını
Yerinde olmak istemekte belki bir çok kişi
Mutlu bir çocukluk yaşadığın sanılmakta
En güzel fistanlar içinde salınıp dururken
En güzel oyuncaklarla oynarken
İsteyebileceğin ne kalmış olabilirdi her şeye sahipsin
Anne anne diye koşturarak sarılmak istiyorsun
Hoplayıp zıplayıp koşturan kuzuların oğlakların arasında
Haykırmak düşe kalka koşturmak istiyorsun
Bilemez kimse senin o küçücük yüreğine
Sıkı sıkıya vurulmuş bir pranga olduğunu
Yaşamakta olduğun hayatın gerçeklerinin içinde
Sürdürdüğün hüzünle dolu kavganı
Kavrayamaz o hala ,o teyze, o dayı, o amca
Sanırlar üstüne giydirdikleri o pahalı fistanlarla
O en güzel okul kıyafetlerinle
Bir dediğinin iki edilmediğinin
Ayrıcalıklı bir hayatın olduğunu sanılır görünürde
Sense yüreğinde esen fırtınalarla çalkalanmaktasın
Ağlayamazsın, söyleyemezsin yüreğindekileri
Hele hasretinin tavan yaptığı bir gecenin
İlerleyen saatlerinde kaçıp annenlerin evine gidip
Kimselere görünmeden yatıp uyumuştun.
Sabah olmadan yataktan alınıp geri getirilmiştin
O kadar işlemişti ki yüreğine, unutamamıştın hiçbir an
Ondan sonraki günlerde zaman zaman
Geceleri yatağına yattığında yorganını üzerine çekip
Annem annem diye ağladın hıçkıra hıçkıra günlerce
Akmaz oldu gözyaşların, süzülmedi yanaklarından
Yaktı derinlemesine duygularını, sızladı yüreğin için için
Çocukluk günlerinde gösterdiğin tepkileri
Anlamaz kimse, kesersin fistanının eteklerini
Kopartırsın o en güzel çantanın saplarını
Yırtarsın kitabının, defterinin sayfalarını
İçinde yaşatıldığın o şaşalı hayatı değil
O küçücük yüreğini saran prangalardan kurtulmak
O çocukluk günlerine dönmek istemektesin
Yarım kalan çocukluk günlerini yaşamak
Yaşıtlarınla oyunlar oynamak istemektesin
Kuzuları oğlakları otlatmak suya götürmek istemektesin
Annenin hazırladığı ekmek çıkısını sırtına bağlamasını
Acıktığınızda yaşıtlarınla birlikte çeşme başında
Güle oynaya mutluluk içinde sofra hazırlamak istemektesin
Yıllar içinde büyüyüp serpilmekte, yarınları karşılamaktasın
Okul günleri, dikiş nakış günleri derken hızla geçer yıllar
Zaman zaman kasabadaki evin önüne çıkar
Beklerken saatlerce görmek isteyerek yaşıtlarını
Bir film şeridi geçermiş o an gözlerinin önünden
Çocukluk günlerini yaşayarak gözlerin buğulanarak
Gözün görmez yaşatılan prensesler gibi yaşamı
Reddeder isyan edersin yaşamak istemezsin asla
Bahçe duvarına sıkı sıkıya yaslanarak haykırmak gelir içinden
Anne kucağında, anne kanatları altında olmak için
Neler vermezdin neler ? Gün bitsin istemezdin
Yaşadığın hayat sana ait değildi sanki bitsin isterdin
Gün sonlarında anılarına sarılarak yaşamak isterdin
Herkesin kıskandığı yaşamı, imrendiği hayatı
Esarette geçen yıllar olarak algılardın bu hayatı
Travma içinde sürdürdüğün hemen her günü
Fark edemedi hiç kimse, fark edemezdi hiçbir zaman
Bilinemedi her şey den üstün olduğu anne sevgisinin
Bilinemedi anneye olan hasretin yakıcılığını
Bilinemedi anneye olan sevginin sınırsız olduğunu
Bu hayatı sana yaşatanlarsa sanırlar sevgi duyduğunun
Bilemezler kin ve nefretle baktığını
Yeni yeni filizlendiğin günlerde
Kopartılıp köklerinden adeta bir vazoya alındığında
Hep göz önündeyken yapraklarınla çiçeklerinle göz kamaştırırken
Solmaya başladığın fark edilmiyordu bir türlü
Kol kanat gerenler farkında değildi elbet
Kol kanat gerdiklerini sandılar yıllarca
Gözyaşları döke döke yaşanan bu hayatta
Annenin kanatları altıda olmaktı tek dileğin
Düşe kalka da olsa peşinde koşturmaktı hep isteğin
Çocukluğunu, gençliğini sürdürdüğün o yılları
Esarette geçirilmiş gibi hissettiğini anlatamadın bir türlü
Uzun kış gecelerinde yorganını başına çekip
Ağladığın anları unutamadın hiç yaşam boyu
Ana kucağından koparılış anını
Kendine ait bir hayat yaşamadın, sana ait değildi o yaşam
Sahte bir hayat yaşamışsın sana yakıştırılan
Sana verilen rolü oynuyordun adeta
Başkalarınca imrenilen hayattan sen hep nefret ettin
İçin için yanan yüreğin deki ateş
Bilinmez neden yıllarca yanar
Sahte gelir sana her gülüş
Sahte gelir sana her davranış
Rol yapmaya mecbur kaldın ömür boyu
Yıllarca yüreğinde hissettiğin ana sevgisini
Gizli gizli döktüğün göz yaşların
Şimdi anılarını yaşarken süzülmekte yanaklarından
Geçmiş de yaşadıkların yetmişine damga vururcasına
Dökülüverir yüreğini delercesine
Anılarını yaşarken dostça paylaşırken
Yıllar içinde kalan o geçmişte yaşadıklarının
Ağır yükü ile yaşadığını
Neşe olarak taşıdığın o ismin
Yaşamında hiç yer almadığı
Not: Yaşanmış bu gerçek hayat hikayesinin kahramanlarına rastlarsınız bakarsanız çevrenize
05/02/2024 - YAŞANMIŞ HİKAYELER
22 Mart 2024
GÜNEŞ ABLAMIZ
Ahorapha Öznur Karabiber
Düzdağ 1944 /
Bilecik 20 Mart 2024
Kesişmişti
yollarımız Bursa’da
Kafkas
derneklerinin ortamında
Büyük küçük
herkes saygı duymaktaydı
İstisnasız sen
hepsinin Güneş ablasıydın
Tanıdığım an
benimde Güneş ablam oldun
Farkına vardım
ki toplum için endişeliydin
Kültür erozyonuna uğradığımızın farkındaydın
Çözüm bulmak, çare olmak için çabalardın
Yemekli Kafkas, Abhaz gecelerinde daima
Yüzlerce
kişiye Çerkes yemekleri yapımında
Esirgemediniz emeğinizi
arkadaşlarınla birlikte
Günlerce
hazırlıklar yapar koştururdunuz
Duymadım, yapamayız
yetiştiremeyiz dediğinizi
Birlikteysek
elbet olur der, moral verirdin çevrene
Alnınızın
akıyla hazırlardınız tüm masaları
Otantik Kafkas
yemekleri ile baştan başa
Televizyon
programları, tanıtım ve sunumlarda
Yemekli gecelerimiz
ve davetlerimizin hepsinde
Her zaman en
başta sen vardın Güneş ablam
Anılarımızda
daima yaşatacağız aziz hatıranı
Asla
unutmayacağız daima kalbimizde yaşayacaksın
Nur içinde yat, mekanın cennet, kabrin nur olsun
Seni ana ana hazırlanacak
bundan böyle sofralarımız.
Not: Güneş Ablamızla birlikte emeklerini esirgemeden fedakarca çalışan aramızdan ayrılan hemşehrilerimizi de rahmetle anmadan geçemeyeceğim.
Bekir
Erman, Mahmut Bi, Aydemir Akay, Cevat Erşen, Muammer Öztürk, Rahmi
Şener, Nevri Sümer, Turan Aslan, Meliha
Şahin, Nezaket Şener, Fazilet Akay, Cemile Özbey, Güneş Karabiber Bursa Birleşik
Kafkasya Derneği sizlere minnettardır.
Mekanınız cennet, ruhunuz şad olsun
08 Mart 2024
Teşekkürler Papapha Sevil
Tsabal’dan
Sarnıç’a adlı bu kitabı yazmağa başlarken tek düşüncem köyümüz Sarnıç’ı zihinlerde
yaşatmak, kuruluşundan bu yana geçen yaşamı gözler önüne sermek ve benim
yetiştiğim yıllardaki mevcut ailelerin soy ağaçlarını tesbit etmek ve Sarnıç Köyü’nün
adını ölümsüzleştirmekdi.
Soy ağaçlarını oluştururken çok itinayla
yaklaştım ve aile bireylerine teyit ettirdim. Kitap yayınlanıp okurlarıyla
buluştuktan sonra müspet ve menfi tepkileri bekledim ve hala bekliyorum. Müspet
yaklaşımlarıyla duygu ve düşünlerini açıklayanlardan biride Papapha Sevil. Onun
kaleme aldığı yazıyı aşağıda sizlerle paylaşıyorum.
Çok çok teşekkürler Sevil, benim kitapta
anlatmak istediklerimi tümüyle yansıttığın için.
Gelin birlikte Papapha Sevil’in yazdıklarını
okuyalım.
"Sevgili Rıfat Ağabeyim,



.jpg)



