16 Mayıs 2019

21 MAYIS 1864 EN ACI GÜNÜMÜZ


21 MAYIS GECESİ
11 MAYIS SABAHI


Tükenmişti umutlar
Düşmüştü başlar
Ötüşüyordu baykuşlar
Kucaklarda yavrular
Yollarda analar bacılar
Yankılanıyordu dağlarım da ağıtlar
Rüzgarlara karışıyordu feryatlar
Bir bir susuyordu nefesler
Yüz otuz üç yıl öncesinde
Bir yirmi bir mayıs gecesinde
Istırap dolu bir sürgünün eşiğinde
Dağılırken tüm cihana dağlılar
Mutluluktan uçuyordu Çarlar
Son imzalarını atmışlardı kahpece
21 MAYIS 1864 de
Soykırım sahneliyordu dağlarım da

Bitecek mi sandınız yüreğimizde umutlar
Yeşermez mi sandınız yeniden idealler
Konar göçer mi sandınız Dağlıları
Dönmek istemez mi sandınız yurtlarına
Söküp atılabilir mi sandınız Kalplerinden vatanları

Gözler ışıl ışıl
Umutlar yeniden yeşermiş
Bir bayrak altında yürüdü Dağlılar
Terekkale'de Andi'de heyecanlar doruk da
Ve ON BİR MAYIS 1918 SABAHI doğuyordu
KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ

Perdeler değişiyordu art arda
Bir beyaz bir kızıl
Oyuncular koşuşturuyordu durmadan sahnede
Allahım yinemi aynı oyun
Kafkaslım bu kaderle mi yoğruldu soyun
Her defasında kan barut gözyaşı soykırım
Yok mu oluyordu yoksa sonunda soyun
Hep mi sahnede kalacaktı bu oyun
Değişecek tir elbette kaderin
Bitecektir elbette bu oyun
Abhazya , Adigey , Çeçenya , Karaçay-Çerkes
Kabardey-Balkar , Osetya , Dağıstan birlikte herkes
Bir ON BİR MAYIS sabahı yaşanacak elbet bir gün.

21 Mayıs 1997
Dağıstan Haziran 1997/ Yıl 1 Sayı 3
Soykırımın 155 yılında 22. yıl öncesi gibi Aynı hüzün aynı duygular.

11 Mayıs 2019

SAKIN HA / MEZARCI


SAKIN HA / MEZARCI

Sakın ha derin kazma mezarcı mezarımı
Dolaşmak istediğimde uğraştırma beni
Sıkıldığım zamanlar uzatarak kollarımı
Çıkmalıyım Kenara itip kara toprakları

Sanıçımın dağlarına değilim ki yabancı
Bunca yol gelen dostlarım başımın tacı
Helalleşerek her birine olmalıyım duacı
Onun için istediğim gibi kaz be mezarcı

Sakın ha derin kazmayasın ki mezarımı
Ziyaretime gelenler aramasınlar kabrimi
Bekletmeden karşılamalıyım dostlarımı
Anlatmalıyım bu yolculuk sonu yaşamı

Gönlünüze rahmet ile bir vurmasın dolu
Sevginizle beraber yürüdüm zira bu yolu
Hoş bir dünya kalsın istedim anılarla dolu
İşaret koy ki mezarcı dönüşte aratma yolu

Paylaşmaktır isteğim samimi duygularımı
Sizlerle birlikte yaşanmış güzel anılarımı
Zaman zaman tekrardan yaşamak isterim
Onun için derin kazma mezarcı mezarımı.

11/05/2019
YALOVA / 11.05

NOT;
Artık Kepçelerle kazılmak da Mezarlar
Kepçeler ile de örtülmektedir topraklar
Oysa bir avuç toprağım nasip olsun diye
Göz yaşlarını döke döke gelmekte dostlar

27 Nisan 2019

ANILAR




Zaman eriyip gidiyor alev almış duygularımın içinde
Hüzün kaplarken ufkumu kayboluyorum hayallerde
Anılarıma dönmek isterken gönül ötesinin gizeminde
Tatlı bir tebessüm yayılır olmalı o solgun dudaklarda

Sönmeye yüz tutunca sevda yüklü kalplerdeki aşklar
Sarmak telaşıyla üflenir küllenmek üzere olan korlar
Oysa duyguları kör etmiştir volkana dönüşen tutkular
Zaman ötesinde kaybolmuştur o anda kahreden anılar

Hüzün dolu yılların arkasına yığılırken bir bir arzular
Duygularda yeşerip durur umut dolu sıcak dostluklar
Yıllara bırakılır o an talihsizliklerle yoğrulmuş yazgılar
Yaşanır engin duygular içinde mutluluklarla dolu anılar

Not
Bazen geçmiş günlere gittiğimde karşıma çıkıyor
O günlerde duygularımı paylaştığım dost mısralar
Affınıza sığınarak paylaşıyorum işte geride kalanlar
Belki otuz belki kırk kırk beş yıl öncesine uzanıyor
Sararmış yapraklar arasındaki karalanmış mısralar

19 Nisan 2019

DOĞAN KARADAYI


DOĞAN KARADAYI
Mart 2019

Doğan ağabeyimle paylaşacağımız çok şeyler olacaktı. En son Mart 2018 de görüşmüştük. Mart'ın 2019 da daha bir yıl dolmadan onu kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Bu süre içinde bir kaç kez telefon görüşmesi yapmış anılarımızı paylaşırken hüznü yaşamanın duygusallığı ile paramparça olan kalbimizin derinliklerinde andık hep Sarnıç'ı ve Sarnıç'a hayat veren o güzel insanları. Dolmuyor ah yeriniz dolmuyor öksüz koyup gittiniz bizleri Sarnıç'ımızı.
Yaz tatillerinde Sarnıç'a geldiklerinde neşe katıyorlardı yaşıtları ağabeyim Beyipa Cihat, Apapa Orhan, Apapa Mithat, Abrıskil Ramis, Abrıskil Demirlen, Ağanipa Asri, Ağanipa Avni ve köyümüzün diğer gençleri ile birlikte ben onları hayranlık içinde izlerdim. O huzurlu mutlu ortamı yıllardır unutamadım. Her geçen gün geçmişle bağlarımız kopmakta tarihle olan bağlarımız gittikçe zayıflamaktadır. Köyün azalan nüfusu ile birlikte hızla kaybolmaktayız. Doğan Ağabey senin vefatınla birlikte düşlerimde yaşattığım bir Sarnıçım vardı işte o SARNIÇ'ımı kaybettim.
Ağanıpha Naciye'nin kızı Kozapha Hüsniye'nin(Humpa)  oğlu Doğan ile Ağanıpa Nuri'nin kızı Nilüfer'in oğlu Rıfat... evet tek satırda özetledim sanırım yıllara yaslanan seceremizi. Kardeş torunlarıyız, her ikimizde  Ağanaaların yeğenleriyiz Doğan ağabeyimle.
Başta evlatları Burhan ve Pınar olmak üzere tüm sevenlerine Allah sabırlar versin. Nurlar içinde uyu. Değerli Büyüğüm mekanın cennet olsun Kalbimizdedir yerin.




























soldan sağa Şükrü Karadayı,kucağında Doğan,yanında Hüsniye Humpa,Bülbül Beşiktaş tan komşuları Bakiye hanım ve Adile ( Cıca) ,onun önünde Ahmet

16 Nisan 2019

YAŞAMA VEDA ETMEK


RÖYTAPHA SAKİNE AYTEK
04.04.2019

Hep bir dost sesini duymak
Hep bir dost elini tutmak
Hep bir dost yüzü görmek
Hep bir dostla dertleşebilmek için kapıda ise daima gözün kulağın veda anlamındadır bu yaşamın anlamı. Kardeş torunu olduğum kız kardeşler Saniye ve Sakine'nin son yıllardaki yaşamları bence hasta yataklarında böyle geçmiş olmalı.
Baba ocağı Güney Kestane ve Bursa Narlıdere'de sürdürülen bir yaşamın sonunda 1976 yılında Babaları Rüştü Aytek'in vefatından sonra yapayalnız kalan kız kardeşler birbirlerine verdikleri destekle sürdürürler yaşamlarını. Kardeşlerden Saniye'nin evlatları Yılmaz, Yıldıray ve Dilek ile birlikte oluşturdukları bir sevgi yumağı içinde yaşamlarına devam ederler. Bu yaşamın son 17/20 yıl arası felç olup yattıkları hasta yataklarında geçmiştir. Bu süre içinde anneleri ile birlikte teyzelerine de kol kanat geren bu örnek evlatları canı gönülden tebrik ederim. Ahirete intikal eden kardeşim Sakine mekanın cennet olsun nurlar içinde uyu yıllardır çektiğin acı ve sıkıntıların sana kabrinde huzur versin. Saniye kardeşime de Ulu Rabbimden şifalar dilerim. Hayatta iken güzel olan şeyin görüşebilmek olduğunu üzülerek belirmek isterim. Güç maddiyatta değil manevi değerlerdedir. Yaşama değeri çevremizdeki dostlarımız ve akrabalarımız katar. Dost ve akrabalarımızla yeter ki bir ve birlikte olabilelim.

03 Nisan 2019

AVRAŞA


Varoluşumuzun doruklarında
Yaşama karşı bir isyandır Avraşa
Şafak sökerken tan ağarırken
Anılarımızın arasında dolaşırken
Geleceğimizi aradığımız bir umuda döner Avraşa

Varlığımızın arşa yükselen ezgisiyle
Ruhumuzun derinliklerine sızan sevgisiyle
Göç yollarının sonrasında
Göz yaşlarımızla yeşerttiğimiz yaşamımızda
Atalarımızdan duygularımıza atılan bir bağ olur Avraşa

Avraşa nidaları yükselirken semaya doğru
Geleceğimizin özüne ruhumuzun özgürlüğüne işler
Dönüş umutlarımız sihirli nağmeler arasında
Duygularımıza hızla yayılırken
Yarınlara doğru yöneltir varlığımızı Avraşa .....

Geçmişte akıttığımız gözyaşlarımızın
Gelecekte yaşanacak mutlu anılarımızın
Son anında Avraşa Avraşa diyerek
Sonsuz bir huzur sonsuz bir barışa uzanır
El ele tutuşup coşarken yüreğimizi dağlar Avraşa

Yaşamımız hicve dönüp alabora olurken
Düşünceler arasında dolanıp dururken
Yalan bir dünyanın boşluğunda oyalanırken
Heyhat bir ömür bitiyor diye hayıflanırken
Hüzünlü dizeler arasında yükselen bir feryada dönüşür Avraşa
.
29.03.2019
Yalova

03 Mart 2019

YAZILAR'da SARNIÇ


Yazılar'ın girişi aşağıdaki satırlarla birlikte Sarnıç'a uzanıyor '' Orta ve lise tahsilim boyunca hemen her yaz Bilecik,Pazaryeri'ne bağlı bir köy olan Sarnıç'a giderdim Anneanemin, dayımın ve teyzelerimin yaşadığı köy. Yolculuk Karaköy İstasyonu'na kadar trenle, oradan köye ise önceleri yaylı denilen at arabasıyla, sonraki yıllarda ciple Bakrez deresini/boğazını geçerek olurdu'',

Akın Akbaygil kitabının sayfalarında kendisinin ifadesine göre Sadece Kozaaların değil tüm Sarnıçlıların yeğeni olarak gördüğünü ifade ediyor satırlarında. Sarnıç'da ki sosyal yaşamı o kadar güzel gözlemlemiş ki en ufak detayları bile gözden kaçırmamış. Sürgünün soykırımın acısını her daim hissetmiş.

''Kaf Dağı'nın bağrında
Karlı zirvelerle altın tozu yüklü ırmaklar arasında
Kanlı kaygan yamaçlar.
Islak yamçılarla
Uzun bacaklı, o ilk top sesleri gözlerinde atlar üzerinde
Hiç evde olmayan
Vurulduğunda ölüp ölmeyeceğini bilen
Erkekler.
Evlerde
Hep en kötü haberi bekleyen
Şarap lekesinde bile kan gören
Kadınlar
Gözleri hep yolda vadiye dönen.''

''Bizimkiler akrabalarının akıbetini öğrendikten sonra, kara yolunu seçmişler ve Kırım üzerinden Romanya'ya ve daha sonra da Bulgaristan'a gelmişler. Orada bir kaç yıl, tam bir perişanlık içinde kaldıktan sonra Osmanlı Devletinin Anadolu'da gösterdiği yerlere iskan edilmişler.
Aynı şehirde ev değiştirmek bile, pek çok şey gibi bunu da en iyi çocuklar bilir, bir insanın ruhunda ne derin izler bırakır.
Ya ülke değiştirmek , Kaf Dağı'nın ardını terk edip bilinmedik yollara düşmek nasıl olmalı?
Anneannemden geçmişle ilgili iki cümle duydum sadece : Birincisi ''Evladım biz öyle bir ülkeyi terk edip geldik ki, koyun postunu dereye sarkıtıp bıraktığında, bir müddet sonra üzeri altın tozuyla kaplanmış olurdu.'' Diğeri de ''Kar ve buzdaki göç yürüyüşünde birçok anne kucaklarındaki çocuklarının kayıp düşmüş olduğunu ancak mola verdiklerinde fark edebiliyordu.''
Birinci cümleye, Yunanca mitolojideki, ne olduğunu hiçbir kitabın açıklayamadığı ''Altın Posteki'nin sırrını çözdüm.
İkinci cümledeki trajediyi ilk duyduğumda değil (çocuktum), bir üst kademeye ulaştığımda anlamıştım; evlenip çocuk sahibi olduktan sonra.''


Kitabın sayfalarında satırlara göz atmaya devam edelim. Benim kendisini bir Abhaz diplomatı gibi gördüğüm dayısı Sünnah ağbiden bahsettiği paragraf da ki bu görüşü beni de hep düşündürmüştür. ''Dayım, geride bıraktığı, pişmanlıklar ve hayal kırıklıklarıyla dolu, boşa geçtiğini düşündüğünü hayatının üzerini örtmek istercesine, kollarını bütün çevreyi gösterecek şekilde sallayarak ''Bir gün buralarda kimseler, izimiz bile kalmayacak, meşeler palamutları ile yürüyecek, orman her yeri ilk geldiğimizde olduğu gibi kaplayacak'' derdi.



Kitapta yer alan Kadınlar ve diğer...... Başlığı altında Sosyal yaşam içinde ailelerde bugünde hala yaşayan örf ve adetlerimizi işlemekte.

''Ağustosun ikinci yarısı.
Sarnıç köyü.
Ufuk çizgisine abanmış Keşiş dağı
güneşi ilk gören.
Anızların üstüne nefesi kırağı olarak düşen.
Ocağın önünde yer sofrası,
Sıcak süt, soğuk çiğ.
Teyzemler ve ben,suskun, yalnız,
ama değil, cedlerden durmadan
Azar işiten.

Annemi ölümünden sonra gözümün önüne her getirdiğimde değişik davranışlarını, özelliklerini hatırlıyorum, nasıl yemek yediği hariç. Oysa kaç defa sofrada birlikte olmuştu. Düşüne düşüne bunun sebebini buldum. Bizimle beraber, bize yedirmek için sofraya oturuyor ama kendisi yemiyordu''



Bir diğer paragrafta ''üst derecedeki tabular arasında en dikkat çekici olanlardan biri kaynata- gelin ilişkisi ile ilgili olandı. Gelin, kaynatasına mümkün olduğunca gözükmez, karşılaştıklarında yüzüne bakamaz , ondan ''şu kadar misafir var, ona göre sofra hazırlayın'' gibilerden talimat aldığında başını hafifçe sallayarak cevap verir, konuşamazdı.''
Anlattıklarına göre, anneannem yıllarca hasta bakıcılığını yaptığı kaynatası Kuazba Nart ölümünden hemen önce''Kızım bana çok emeğin geçti, artık ölüyorum, hakkını helal et'' dediğinde bile''helal olsun ''diyememiş, öne eğdiği başı ile cevap verebilmişti.''

Yapıların anlatıldığı bölümde benim içinde anısı olan ocaklardan bahsedilmekte ve çizimini paylaşmakta (çok küçük yaşlarda çay tiryakisiydim bu ocağın başında çay içme rekorunu kırmıştım her çay sohbetinde Sünnah ağbiyi tebessümle şükranla anmaktayım)

''Kerpiç yapılar,nefes alıp veren bir özelliğe sahip olduklarından,içeriyi yazın serin, kışın sıcak tutuyor, ayrıca, sanırım, kiremit ve ahşapla birlikte havadaki radyasyona da engel oluyor. Bu tür yapıların içine girdiğinizde hissettiğiniz rahatlama duygusunun esas nedeni bu olsa gerek.''
''Evlerde en çok sevdiğim detay, tavan, kapı ve pencere hariç her tarafı kerpiç olan odalardaki, bazıları kendi çapında anıtsal ölçeklere ulaşan, tavana kadar kat kat yükselen, kireçle badana edilmiş kerpiçten ocaklar ve üzerindeki iki, üç sıra halinde nişlerdi. Ocakların en üst katı yan yana iki nişle biterdi.......''


Yazılar'ın sayfalarında Atayurt Kafkasya'ya uzanan 'Yarışma' başlığı altındaki satırlara birlikte göz atalım ''Yaşlılardan biri anlattı.Kafkasya'da çocukların eğitimine çok önem verilir ve aralarında yaratılan rekabetle, toplumda öne çıkacak olan gençleri fark etmek ve teşvik etmek için yarışmalar yapılırmış.
Yine bir defasında, yüksek dağların arasındaki bir vadide bulunan bir köyde, bir yarış tertip edilmiş. Konu güneşin ışığını o sabah çocuklardan hangisinin daha önce görüp haber vereceği imiş.
Geceden bütün çocuklar toplanmış, hepsi doğudaki dağların üzerindeki çizgiye bakmaktaymışlar. Bir tanesi hariç. Ve o kazanmış. Çünkü o doğuya değil, batıdaki en yüksek ve güneşin ilk aydınlattığı bir dağın zirvesine bakıyormuş''

Benim amacım kitap hakkında tanıtım ve kritik yapmak değil o anıların arasından bir kaç paragraf da olsa paylaşmak ve yaşamın büyülü engin hazinesinde yer almaktır. Yazıların son söz başlığı altında yer alan satırlarına odaklanalım.

''Çocukların en büyük eğlencesi,tramvay ve otomobillerin önünden kim en son anda geçecek yarışması. Rekortmen babam, o günlerde şehirde işleyen beş-on taksiden birinin altında kalıyor, kafatası açılmış beyni görünüyor. Ameliyat oluyor. Ölecek diye bekliyorlar, bünyesi çok kuvvetli, iyileşiyor, Kaybettiği sınıfları hızla telafi ediyor. Hep birinci. Önce edebiyata yöneliyor, İstanbul'a geldiğinde tek kelime TÜRKÇE bilmiyor (şimdi ne yazık ki anadilimizi bilmiyoruz) olmasını unutturmak için. Ama sonra hocası daha sevimli bir çocuğu kayırınca matematiğe tutuluyor. Ömür boyu sürecek bir tutku. Alman matematikçi Gauss'a özellikle hayran."

YAZILAR'ın Son söz başlığının son paragrafını aşağıdaki satırlarda okuyacaksınız, ama bu son satırlardan evvelde benimde bir sözüm olsun istedim iyi bir ekonomist iyi bir bankacı olan yeğenimiz için iyi bir yazarda olduğunu söyleyebiliriz. Deneme ve edebiyat kategorilerinde eserler yazmış olan Akbaygil'ın keşke zamanı olsa da, yazmaya devam etse derim. Çok farklı konulardaki tespitleri gerçekten ilginç ve önem arz etmektedir. Aşağıdaki son paragraflardan sonra YAZILAR'ı tekrardan okumak için elime aldığımı söylemeden geçemeyeceğim.

''Bir rüya görüyorum, bahçedeyim, bir ilkbahar günü kadar güneşli bir sonbahar günü, çiçekler, kelebekler .Eşim ve çocuklarım kendi aralarında konuşuyor, torunlarım ışık içinde, bağıra çağıra oynuyorlar. Taflanların hemen arka tarafı karanlık, iyi tanıdığım, kendi sesimin yankısı olacak kadar sesi benimkine benzeyen bir ses ''işte böyle Akıncığım'' Babamdan duyduğum son söz.


   Akın Akbaygil Annesi Kozapha Bülbül ile.Taksim meydanında (Galatasaray lisesi Ortaokul 2.sınıf)
              Yıl 1948 Trabzon Ahipa Adil-Kozapha Bülbül Evlatları Akın ve Füsun ile birlikte
                                 İznik vakfında Füsun Akbaygil -Akın Akbaygil (2018)

                                                       Füsun ve Akın Akbaygil