18 Mayıs 2015

SUSUYOR NEFESLER SARNIÇIMDA BİR BİR



Beni derinden yaralayan Abrıskil Temel ve Ağanıpha Aysel’in vefatlarını Tüm Sarnıçlılarla paylaşmak istedim. Abrıskil ve Ağanlarla sınırlı değil bu acı hepimizin…
Düşen her bir yaprak istisnasız Sarnıçtır.
Sararıp düşmesin bundan böyle yaprakların
Son bulsun artık Sarnıçım yürek yakan acıların
Sanıçaa başınız sağolsun


ABRISKİL TEMEL
(13.12.1944/27.02.2015)

Bu gün içten içe yıkılıyorum
Yine şaşkın yine üzgün
Yılların ötesinde arıyorum
Geçmiş güzel günleri uzun,uzun
Sizi buluyorum dostlarım sizi buluyorum
Sanıç da alınmış ilk nefesleri hissediyor
Abhazca söylenen ilk ninnilerle uyuyor
Abhazca söylenen ilk sözcüklerle uyanıyorum
İlk adımlarımızı attığımız avlularımızda koşturuyor
Sarnıçta başlayan Sarnıçta tamamlanmayan
Son adımlarla koşturarak kayboluyorum
Tükeniyor Sarnıcım bir bir
Susuyor nefesler susuyor bir bir
Her gün doğuşunda vadimizde
Güneşin Sanıçın ufkunda yükseldiğinde
Huzurun köyümüzün üstünü örttüğünde
Mutluluk dolar içime kanatlanırdım adeta
Şimdi kırıldı kanatlarım
Parçalandı yüreğim
Canımdan can koptu Temel’im
Ablalarına sesleniyordum *** Sarnıç şiirinde
Baba ocağınız sizleri bekliyor
Biricik kardeşinizin tutun elinden
Gelin Sarnıca gelin diyordum
Şimdi yıkıldım dostlarım,
Çöktü işte Sarnıç da
Bir Temelim daha
Mekânın cennet
Ruhun şad olsun

Rıfat Özbey (Beya)



*** SARNIÇTAYIM (2)
- BU ABHAZ KÖYÜ SARNIÇ’IN SOY AĞACIDIR -http://sarniclilar.blogspot.com.tr/2013/04/sarnictayim-2.html




AĞANIPHA AYSEL
Nur içinde yat (1945/19.04.2015)

Bazen kaybettiklerimiz için
Bazen de kaderimiz için ağlamak
Geliyor içimden hıçkırıklara boğulurcasına
Ara ara durup duraksayarak maziye bakarak
Bazen nedenlerini anlamak
Bazen de boş ver diyerek
Haykırmak geliyor içimden.
Bu gün nedenim var
Kaderimin karasına isyan ederek
Derin bir hüznün içinde
Doyasıya ağlamak istiyorum
Duygularımın üzerine çöken sis dağılmasın
Mazinin derinliklerine insin
Tüm acılarım toplanıp ruhumu sarsın
Bırakınız dostlarım bırakınız
Bu gün tüm sevdiklerim için
Tüm kaybettiklerim için
Aysel senin için
Doyasıya ağlamak istiyorum
Mekânın cennet ruhun şad olsun

Rıfat Özbey (Beya)
             

08 Mayıs 2015

ANADOLU’NUN VEFAKÂR ANALARINA



1970 li yılların başında bir Anneler Günü nedeni ile Anadolu’nun cefakâr ve bir o kadarda vefakâr Annelerine ithaf en yazdığım bu şiiri yine bir Anneler günü Annemin anısına ve tüm vefakâr Anadolu Analarına armağan ediyorum.


Nur içinde yat Anam
27.07.2009

 
  BENİM ANAM

Anadolu’mun sabırla yoğrulu kadınlarındandır
Benim kara bahtlı vefakâr anam
Yaşamı ıstıraplarla dolu yüreği yaralı anam
Seni duyuyor seni yaşıyorum bugün
Şimdi ya çapada ya da oraktasın kim bilir ?


Sen çorbamı hazır eder
Atları yemleyip koşumları hazırlar
Şafak sökerken başucuma dikilir
Uyan oğul horozlar ötüşüyor
Demede geç kalacaksın der uyandırırdın
Şimdi ya harmanda ya da davardasın kim bilir ?


Sen cefakâr sen vefakâr Anam
Gerçek Anadolu kadını Anam
Gün ışımadan sağılırını sağar
Bulaşığını yıkar çöreğini küle gömer
Gün ışıdığında’da yine yollardasın
Bir omzunda kırba bir omzunda torba
Ya bir arpa tarlasına ya da bir mısır tarlasınadır gidişin kim bilir ?

Sen mutluluğu yaşardın her zaman
Mutluluğu da yaşatmak isterdin çevrene
Gönlün hep bir çiçek gibiydi duyguların ise bir kelebek
Nasırlı ellerinden eksilmezdi ya çapa ya bel ya da kürek
Tırnakların gâh ezilmiş gâh kırılmış
Toprak dolar altlarına ne çıkar
Seninde manikürün bu topraktır be Anam.

Koşturur dururdun gâh bir tarlaya gâh bir çayıra
Senin de çilen meğer buymuş koş oy Anam koş
Ayakların parça parça yarılır aldırmazsın
Seninde Pedikürün terlerle yoğrulan
Tozlar topraklar değil midir be Anam ?

Kirpiklerine rimel mi çektin ?
Neden gözlerin öyle mor mor olmuş ?
Neden öyle eğilmiş belin neden solmuş benzin ?
Çok göçmüşsün be Anam kahırlandın mı yoksa ?
Soramadın elbet yıllara, soramadın değil mi kaderini ?
Yıllar kayıp geçti nasırlı ellerinden yüreğini delerek
Yazgımı şimdi bu kaderin karası mı?
Şimdi nerelerdesin ne haldesin kim bilir ?
Can Anam, canım Anam

Rıfat ÖZBEY (Beya)



06 Nisan 2015

HASANDERE – KÜNÇEĞİZ - ELMABAHÇE …



HASANDERE – KÜNÇEĞİZ - ELMABAHÇE …

Henüz birçok şeyleri ayırt edemeyecek yaşlardaydım. İsimlerini duyuyordum bu üç köyün. Bu üç köyden insanlar gelirdi Sanıç’a düğünlere, cenazelere, farklı zamanlarda hasta ve yaşlıların ziyaretine. Merak ederdim gelişlerini, bizim köyümüzdekilerle kurdukları o sıcak diyalogları.

Zamanla anlamaya başlamıştım aynı kaderi paylaştığımızı, aynı dili konuştuğumuzu, konuşmalarda ise şive farklılıkları olduğunu,onlara ÇUJİ dendiğini,bizim köyün insanları için TSABALLI dendiğini öğrenmiştim daha sonraları.. Ve KAFKASYA ve ABHAZYA'YI tanımağa, anlamaya başladım. Sonraları Sürgünün ABHAZ milletine neler yaşattığını...

Bu üç köy halkının ABHAZYA’dan itibaren bu son yerleşim yerlerine kadarki sürecini yazmasını rica ettiğim Pısyipa Zihni Şener uzun yıllar Amerika da yaşadı. Bu süreç içinde Abhaz dili üzerine MIT'de ve Harvard'da çalışmaları oldu. Abhazca'dan Türkçeye, Türkçe'den Abhazca’ya çevirileri ile Abhazca hikâye ve şiirleri çeşitli dergi ve gazetelerde yayılandı. ÇUJI Dıalektiği ve ABJUİ  (Abhazya'daki yazı dili olarak kullanılan Dialektik ) arasındaki fark ve ilintileri inceleyen çalışması   ABD'de yayım aşamasında. Xulatstsı adlı masalı harvard'da İngilizce, Abhazca ve Türkçe olarak yayınlandı. ÇUJİ lerle ilgili yaptığı derlemeleri (Yazısını) paylaşmak istiyorum.

Rıfat Özbey (Beya)


ABHAZLARIN ÇUJİ (CWYZHY) KABİLESİ

Abhaz Krallığının 19.asırdaki sınırları itibariyle en kuzeydeki Abhaz kabilesidir. Bölgenin batısında Vubıkhlarla, kuzeyde Adige ve Kazaklarla, doğuda Karaçay-Çerkeskteki Abazalarla, güneyde Tsabal ve diğer Abhaz kabileleri ile komşu idiler. 19.Asırda ki Kafkas sürgününde Vubıkhların yanı sıra topyekûn sürgüne uğrayan tek Abhaz kabilesidir.

Yaşadıkları yerler bu gün (maalesef) Rusya sınırları içinde kalmıştır. Bunun en önemli nedenide 1864 de top yekûn Türkiye ye sürülmüş olmalarıdır. Bu gün Adler hava alanının da içinde olduğu düzlükler güneydeki Abhaz kabilelerince (Ad'ılara) dışarıya çıkış, Çuji kabilesi insanlarınca ise,  Pıshü = Pıc yaylası, Pısların yılkısı diye adlandırılırdı. Kafkas dağlarının içinde asırlarca saklı kalıp varlıklarını sürdürdükleri ve bu gün üç Rus köyünün yerleşik olarak yaşadığı topraklar ise; Pıskuara, yani Pıs vadisi, Pıs boğazı, Pıs deresi, Pısaa diye bilinirdi. Halen de bu isimler Ruslar tarafından da kullanılmaktadır. Kabilenin öznel adı olan ’’ÇUJİ / CWYZHY’’ ismi, Rusya tarafından satılan ve o yörenin suyu olan Çuji DZI ( Çuji suyu ) adı altında satılan su ile bu isim bu gün de yaşamaya devam etmektedir
Kabilenin Türkiye’ye sürülüşü ile ilgili iki söylem vardır.                                                                                                                              
1) Pısiypa Ziya ( Pısiypa Zihninin amcası ) nın anlatımına göre; Çuji kabilesi Ruslar tarafından topyekûn sürülünce,İstanbul'a oradan da Mudanya’ya getirilirler. O zamanlar Mudanya’da kimse yoktu. Zeytin bağları ve devamında Rum köyleri vardı. Çuji kabilesi uzun süre burada sıtmadan kırılmaya devam eder. Bunun üzerine bu gün Bursanın bir mahallesi haline dönüşen Vakıfköy'e getirilirler Üç yıl vakıf köyde kalırlar ve sıtmadan telef olmaya devam eder Kabile… Vakıfköy’de bu gün hala ‘’Abaza Mezarlığı’’ diye bilinen mezarlık, bu talihsiz Çuji kabilesisinin, sıtmadan, açlıktan ve çeşitli hastalıklardan ölen bireylerinin yattığı mezarlıktır. Ölümler durdurulamayınca oradan Yenişehir ve Günece köyüne nakledilirler. Fakat sıtma ve çeşitli hastalıklar peşlerini bırakmıyordu.
Kabilenin Akhba sülalesine mensup bir şahıs, dolaşırken kabilenin bu gün üç köy halinde yerleştikleri bölgede olan ve Kabaağaç diye bilinen bölgeyi keşfeder. Bu dağda açtığı bir dönüm civarında bir yere mısır eker (Abhaz halkının başlıca tahılıdır bu.) Mısır çok güzel olur. Bunun üzerine tüm kabile Kabaağaç bölgesine kendiliğinden göçer. Bu yöre Bilecik sancağına bağlı olduğundan Bilecik mutasarrıflığı olaya müdahil olur. Böylece bu günkü üç köye bölünerek yerleştirilirler. Kabile için sürgünden itibaren yıllarca süren göçebelik, Künçeğiz, Elmabahçe ve Hasandere adı verilen bu köylere yerleştirilmeleriyle son bulur.

2) Pısiyıpa Zihni’nin anneannesinin kız kardeşi Barakuapha Firdevs’in anlatımına göre ise önce İstanbul Beşiktaş’a yerleştirilirler. Üç ay orada sahilde sıtmadan kırılırlar. Oradan Bulgaristan gönderilirler. ( Psıyipa Ziya'ya göre ise İstanbul dan Mudanya ya getirilirler) Bulgaristan dan tekrar Bursa-Mudanya getirilirler Bu sürgün; on oniki yıllık göçebelik hayatından sonra (Beşiktaş, Bulgaristan, Mudanya, Vakıfköy, Yenişehir, Günece, Kabaağaç ve bu günkü yerleşim yerleri olan Künçeğiz, Elmabahçe ve Hasandere’de noktalanır…

Her iki varyantın anlatıcılarının otak olduğu nokta, sürgün başlarken iki bin civarında nüfusa sahip olan kabile son yerleşim yerine geldiklerinde 130 hane civarında dört yüz küsur nüfus kaldığıdır. Bu kabile mensupları tüm yok edici unsurlara rağmen halen Türkiye de varlığını ve ilginç Abhaz diyalektiğini yaşatmaktadır. Tam olarak dile vakıf olanlar otuz civarındadırlar. Toplam nüfusun bu gün altıyüz elli olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakam kesin değildir.

Köy yerleşimine göre bu günkü yerleşim bölgesine gelebilen sülaleler şunlardır

KÜNÇEĞİZ: PISAA; Göçle ilgili söylemlerden birini anlatan Pısiyıpa Ziya ve araştırmacı Zihni Pısiyıpa bu sülaledendir. Beş hane olarak gelen Pısalardan Psıyıpa Zihninin büyük dedesi son savaşda öldüğünden büyük babaannesi dul olarak beş yaşındaki oğluyla gelmiştir. Kendisi Açıphadır.  İstanbul, Eskişehir, Bursa, Adapazarı,Bilecik olmak üzere beş vilayete dağılmış olarak yaşamaktadırlar. Araştırmacı Zihni bir yıldır, kardeşi Rahmi ise onbeşyıldır Abhazya’da yaşamaktadırlar. Ajiyalar, Aşukbalar, Hapaç'lar, Bağdzaa (Abağba diyede söylenir) Abarakualar, Khukhuaalar, Avadzba'lar, Amıcba'lar, Tsıtuaa'lar, Ayagdza'lar (Ayagba olarakta söylenir), Akhaalar, Sadzvaa yada Sadzba (bu aile Vubıkh olarak da bilinir) Abarakua   Firdevs’e göre Abağbalar Ayıbga bölgesinden gelmişlerdir.

ELMABAHÇE: Pısaa; şu an köyde yaşayan iki hane Abhaz kaldı onlarda bu sülaleye mensuptur. Şimdiki nüfusun çoğunluğu Dadaşlar ve Kars –Erzurum dan gelen Ahıskalılardan oluşmaktadır. İlk yerleşim dönemi itibariyle Pısaa sülalesi dışında yerleşenler şunlardır. Barakualar, Başaa'lar, Geçaa'lar, Dutaa'lar Abağbalar, Khirıps'lar, Kozaa'lar, Kaynazaa'lar, (Bu sülaleden kimse kalmamıştır) Pıshuaa'lar, Agojbalar, Axaa'lar, Tırışaa'lar, Apşışaa'lar, değişik vilayetlerde yaşayan sülalelerdir.

HASANDERE (HASANKUARA): Xakuçaa'lar, Baştaraa'lar, Katsaalar, Aşukbalar(Şukuzaa),Abaşlar, Kabatalar (Kabatalar Abhazyada ‘’Gulya’’ olarak bilinir. Katbanaalar. Bunların dışında Sürgünde gelen ailelerden Türkiye’ye ulaşamamış olanlar veya Türkiye’ye ulaşıp da son yerleşim yerleri olan üç köye ulaşamayanlar hakkında ne yazık ki herhangi bir bilgi bulunamamıştır. 

Derleyen:Zihni Pısiyıpa ( Şener)

27 Mart 2015

Meliha Şahin (Aşupha)



MELİHA ŞAHİN
(01.07.1925 / 04.10.2012)

Uzun zamandır istiyordum Meliha ablamızın kabrine gitmek ve baş uçunda durarak dua okumak ve bu gün baharın çok güzel bir gününde(26.03.2015) onun mezarının başındayım. Yaşamı boyunca etrafına pozitif enerji veren Meliha ablanın mezarının başında bile bu pozitif enerjiyi aldım onun beni güler yüzle karşıladığını hissettim. Meliha ablalar da (Aşba Ehem’in kızı) Tsabalların Anadolu’daki ilk köyü olan Sarnıç’a yerleşen ailelerdendir, aynı zamanda annemle kan bağları olması nedeniylede bana çok değer verirdi.  Annem gençlik yıllarında Bozüyük’e gider Meliha ablalarda kalırmış o yıllara ait anılarını bir araya geldiğimizde hep anlatırdı.

Meliha ablanın eşi İhsan Şahin (Hesiyaa-molla) bey Pazarcık-Alınca köyünden babamın okul arkadaşıydı. Bilecik’te birlikte yatılı olarak okumuşlar. Babamın babaannesi ailede başka kimse olmadığı için okuldan alıp köye getiriyor. Babam o günleri hep hüzün içinde anlatırdı.

Bursa’da çok iyi bir eğitimci ve idareci olarak tanınan İhsan beyin vefatı ile ilgili Bursa basını ve köşe yazarları pek çok yazı yazarak andılar. Benim Kafkas dergilerinde çıkan yazım nedeniyle bu dergileri Meliha abla vefatına kadar hep muhafaza etti. İhsan Bey ve Meliha abla Bursa’da dernekçilik faaliyetlerinin başlamasına ve gelişmesine öncülük etmişlerdir. Onlar bu idealleri için çok çalıştılar Bursa Kafkas Derneği çatısı altında birlik ve beraberliği oluşturdular. Bu gün elli yıl sonrası bu birlik ve beraberliği maalesef parçalamaya çalışıyorlar. Farklılıklar yaratmak için kalın çizgiler çiziyorlar aramıza Bursa’da derneğin kuruluşunda ve daha sonraları yaptıkları anlatmakla bitmez o güzel günler o güzel insanlarla güzelmiş meğer. Meliha abla o son günlerine kadar dernek içinde olmaktan hemşerileriyle birlik de olmaktan daima çok mutluluk duyardı. 1994 yılında Abhazya’ya birlik de seyahat ettik. O göstermelik değil gerçek bir Abhazya sevdalısıydı. Abhazya’da bulunmak tan sonsuz derecede mutlu olmuştu.
Yaşamı boyunca tek bir kişinin kalbini kırmamıştır o her zaman her ortamda yapıcı olmuştur. Onun için kusurun, hatanın, yanlışın da bir nedeni vardı o nedenle alınmaz, gücenmez ve kırılmazdı o bu tür olumsuzluklar karşısında hiçbir şey hissettirmezdi. Tevazu sahibi biri olması nedeni ile ona sonsuz bir sevgi ve saygı duyardım.

Bu gün ellerinden öpemiyoruz Meliha ablam ama mezarının başında bir Fatiha okumak için geldik . Ruhun şad mekanın cennet olsun nur içinde yat, Meliha ablamız nur içinde yat…

Rıfat Özbey (Beya)
26.03.2015