15 Mart 2015

Hayrettin Erşan (Marşan)


     Hayrettin Erşan'ın babası Marşan İsmail Bey, Kurtuluş Savaşı yıllarında Sarnıç'tan ayrılarak Eskişehir Karaalan Köyü'ne yerleşiyor ve sonrasında Bilecik'te jandarma Komutanlığı yapıyor.


Başlık ekle

















(Arşiv bilgilerini ulaştıran bu bilgilerini blogda paylaşmamı sağlayan 
Aşhusta Selahattin Erşan'a teşekkürler.)


Ben, Marşan İsmail Beyin torunu Yurdaer Erşan.PapaPHA MAHİNUR'un facebooku kanalıyla sitenize ulaştım. Tüm Sanıçlıların göç serüveni benim atalarımında serüveni.Annemde Alıncalı. Sefer beyin kızı İnci(MINDUK)hanım. Sanıça bir iki kere geldik. Dedem evleri yanınca,Kurtuluş savaşı yıllarında, Eskişehir Karalan köyüne göçmüş.  O yıllarda Bilecik jANDARMA Kumandanlığı yapmış. Böyle bir site gerçekleştirdiğiniz için öncelikle teşekkürler. Ortak geçmişler,anıları tazeler.Selam ve sevgiler!..

Amarşan Yurdaer Erşan



Pap'alar (1960 lı yıllar)


18 Şubat 2015

Mailinde Füsun Akbaygil diyor ki ;




‘’Gözlerim yaşlarla doldu Sarnıçlılar bloğuna rastlayınca beni çocukluğumun cenneti Sarnıca götürdün’’
Ve devam ediyor  ‘’Evden çıkar Tosun dayılara kadar yol üstündeki evlere girer çıkardım yolun o incecik,ipek gibi tozu üstünde köyü baştan başa geçmek hemen her eve uğrayarak bir şeyler yiyip içmek çok hoşuma giderdi’’ ve devam   ediyor 1950 li 1960 yıllardaki anılarına
Teşekkürler Fusun

Evet özler insan
Tozlu topraklı yolları da
Anılarını yaşar her an
O ipeksi tozlarda
Tebessümle hatırlanan
Anılar arasına
Gözyaşlarıyla maziye ulaşırsan
Yılların ötesinden duygularımızı sarıverir
Sevinçler kaybolur, hüzünler arttıkça artar
Gözlerimiz çocukluğumuzun cennetini arar
Ah yıllar ah
Verin geri benim çocukluğumu
Verin bana
Cennet Sarnıcımı

Rıfat Özbey (Beya)

Kozba Sünnah Nak’ın kardeşi Bülbül’ün kızı Ahipha Füsun Akbaygil’i sizlerinde tanımasını istediğim için aşağıya ingilizce biyografisi ile birlikte yaptığı resimlerden de bir tane ekliyorum


Fusun Akbaygil Fallavollita was born in Trabzon (Turkey) and grew up in Istanbul. She attended the German School and the State Conservatory in Istanbul. She studied set design and painting at the Academy of Fine Arts in Vienna, graduating from the Department of Set Design. In Italy she completed courses in painting and engraving in Perugia. She got a Master’s Degree in Set Design at the Faculty of Fine Arts in Izmir where she held the position of associated professor. After having left Turkey she lived for extended periods in Austria, Italy, Belgium, India, Egypt, Azerbaijan, Bosnia-Erzegovina and Yemen, where she participated at various group and individual exhibitions.
At present she lives and works in Sulmona (Abruzzo, Italy).

http://www.fusunakbaygil.com




28 Aralık 2014

PAZARCIK (PAZARYERİ)



İlçemizin Pazarcık olan adı Pazaryeri olarak değiştirilmiş olmasına rağmen halk günlük konuşmalarında Pazarcık olarak kullanmaktadır. Resmi yazışmalar haricinde köylüsü kentlisi yaşlısı genci herkes için Pazarcıktır ilçemizin adı. Böylede kullanılmaya devam edilecektir. İlçemiz mezit boğazından yol geçinceye kadar Ankara Eskişehir Bursa arasındaki en önemli kara yolu üzerinde bulunuyordu. Bu çok önem arz eden yol güzergahı değiştikten sonra ulaşım biraz sapa kalmıştır. İlçemiz Bilecik’in diğer bir ilçesi Bozüyük ile birbirine destekleri ve dayanışmaları mükemmeldir birbirlerini tamamlıyor ilçe halkları da bu gözle bakıyor ve
inanıyor                                                                        
Ben burada 1950 li yılların sonu 1960 lı yılları başındaki intibalarımı ortaya koyarken o günlerdeki tarım ve hayvancılığa dayalı sosyal ve ekonomik yaşamını ortaya koymak ve bu bağlamda ilçemiz ile köyler arasındaki bağlantıyı kurmak benim orada yaşadığım o yıllara götürmektir niyetim. Gelin birlikte pazarcık ‘ı gezelim.

                                                
PAZARCIK

Yaşantıma sonsuz bir anlam katan
Benim biricik şirin ilçem
Senin huzurundur anılarımda iz bırakan
Sen mutluluklar dolu ilçem
Cumartesi günleri kurulan pazarın
Ahenk içinde sürüp gelmekte yılların içinden
Çocukluk günlerimden beri yaşıyor varlığın
Heyecan duyarak gittiğim pazarların ortasından
Yaşamaktayım bu gün sende o günleri hüzünle
Cumartesileri seher vakti kalkar düşerdi yollara
Tüm köylerin kadını kızanı genci ihtiyarı çoluk çocuğu el ele
Kimi yaya kimi atlı kimileride arabalarla
Pazarcık girişine yaklaştıkça dolardı yollar
Konvoylar oluşur birikmeye başlardı köylüler
Kiminin elinde yağ yoğurt lor peynir dolu sepetler
Kiminin sırtında ayçiçeği kabak çekirdeği dolu çuvallar
Kiminin yedeğinde sağmal inekler danalar ve buzağılar
Kimi üç beş koyun ve kuzusunun peşi sıra koşar
Kimi kaçışan manda ve malaklarını kovalar
Kimide sepete koyduğu tavuklar uçuşmasın diye çabalar
Borç harç içinde hayat yoksulluk var hastalık var para lazım pul lazım
Geçim derdi derler buna un lazım şeker lazım yağ lazım gaz lazım
Çul çaput lazım üst baş lazım ayakkabı bot lazım bitmiyor her şey lazım
Köylünün yoktu başka çaresi mallarını satması lazım
Her malında vardı bir alıcısı kollarlardı pazarları
Pazarcık’ın girişi tutulur kesilirdi yolları
Yağ yoğurt lor peynir tavuk ördek alıcıları
Yumurtacılar çekirdek toptancıları
Arabalara saldırırlardı adeta çıldırırmışçasına
Kapıp almak için ellerinden yok pahasına
Pazara düşmeden değerini bulmadan yapışırlardı yakasına
Kimi illallah eder satardı kimide yürürdü bakmadan ardına
Yüzbaşı mahallesinde kurulurdu bölgenin en büyük hayvan pazarı
Canlı hayvan borsasının kalbi burada atardı belirlerdi fiyatları
Kasaplar Celepler Cambazlar cirit atardı her biri
Görmek mümkündü orda hemen hemen her köyden insanları
Hayvan pazarının finalinde biterdi pazarlıklar el sıkışılarak
El değiştirirdi akşama dek kimi mutlu kimi mutsuz olarak
Dönüşler başlardı kimi satamadığı kimi aldığı hayvanların ardından
Yoğun geçen bir gün sonunun muhasebesini yaparaktan
 Uğrardık Pazarcık girişinde yüzbaşı mahallesinde
Bakkal Nuri’ye ekseriyetle. Pazar’a gidişlerimizde
Dükkanın yanında küçük bir odası vardı orayı arıyorum
Odayı çevreleyen hasır serili sedirde kendimi buluyorum
Ne kadar rahat ederdik şimdi tebessümle yad ediyorum
Bahri dayımın dostlarını şimdi rahmetle anıyorum
Orada dinlenir orada kahvaltımızı yapardık zevkle
Ev sahibimiz olur karşılardı her defasında güler yüzle
Bakkal Nuri olmasa da eşi aynı güler yüzle karşılar
Her birimize içtenlikle tek tek hatır sorar ağırlar
Unutulur mu öyle alçak gönüllü candan insanlar
Dayım halen yaşıyor kurduğun o güçlü dostluklar
Çarşı meydanını doldururdu baştanbaşa esnaflar
Manifaturacılar tuhafiyeciler ayakkabıcılar
Nalburların yanı sıra sıra sıra seyyar sarraflar
Bedestende sanırdım kendimi ışıl ışıl parlardı vitrinler
Cevre il ve ilçelerin de gelirdi esnafları
Bir tarafta zeytin pazarı sebze pazarı balık pazarı
Bir diğer tarafta süt yağ yoğurt pazarı
Pazarcık olurdu baştan başa bir pazaryeri
Benimde elimde bir liste sıra sıra alınacaklar
Çay şeker başta eve ait olan tüm ihtiyaçlar
Sonrasında alırdım koyun kuzular için ziller çanlar
Çoban köpeklerimiz için demirden dişli tasmalar
Nal mıh yular gem ip orak kosa yaba
Reze toka zincir gibi şeylerle dolardı torba
Postaneye uğrar alırdık gelmiş olan mektupları
Postaya da verirdik köyden verilmiş mektupları
Hani hasreti mutluluğu acıyı sevgiyi taşıyan mektupları
Gurbetteki gelinlerle askerlerin özlem dolu mektupları
Anlatmak zor ulaştığımız çağda mektuplaşmayı
Unutmuşlar insanlar neredeyse selamlaşmayı
Marifet sanıyorlar üç beş satırla mesajlaşmayı
Sizlere kısa mesajım olsun içiniz Pazarcık da bozayı
Pazarcık’a gelinirde esnaf lokantalarına gidilmezmi
Hele hele helvası yenilmez bozası içilmezmi
Manda etinden yapılan sucuklarından alınmazmı
Aradan yıllar geçse de Pazarcık’ım anılmazmı
Burada başlardı Anadolu nun her yönüne yolcululuklar
Bursa Eskişehir Ankara yolunun merkeziydi bir zamanlar
Mola verirdi otobüsler mutlaka içilirdi ayranlar bozalar
1931 den beri vardı Kamil Koç yoktu başka firmalar
Oto ile karayolculuğun ilk nakliyeciliklerin oldu okulu
Anadolunun en virajlı en zorlu yolu olarak anıldı Ahı dağı yolu
Demiryoluna bağlanırdı yolu Karaköy’e uzanırdı bir kolu
Askeri sivili hancısı yolcusu kullandı uzun yıllar bu yolu
Asker sevkiyatlarında hareketlenirdi pazarcık bağlanırdı Karaköy’e
İnerdi delikanlılar neşeyle gitmek için askerlik ocağı kışlaya
Kara trenle başlarken seyahat hüzün çökerdi her bir köye
Teskere bekleyen yavuklular başlardı gün saymaya
Ahı dağının dönemeçli yollarını çıkabilen kamyoncular
Nefeslenmek için Devrent ‘e çıkar çıkmaz hemen duraklar
Ancak burada yenilebilirdi sahanda yumurtalar
Enfes tadıyla en doğal mangalda sucuklar
 Eskişehir çıkışında tahıl pazarında değerini bulurdu malımız
Alınıp satılırdı eldeki fiğ burçak mısır buğday arpamız
Hemen hemen her köyün bir hanı bir uğrak yeri vardı
Arabalarımızı bıraktığımız atlarımızı bağladığımız bu hanlardı
Dost akraba arkadaşlarla buluşma noktalarımızdı
O hanlarda yudumlardık ilk çaylarımızı gün burada başlardı
Sarı Mahmut’un hanıydı bizim uğradığımız han
Orada bekler orada ağırlardık misafirlerimizi her zaman
Burada sonlandırırdık günümüzü gün doğuşuyla başlayan
Noksanı eksiği kalmasın diye gözden geçirerek siparişlerimizi
Çayı şekeri yağı tuzu sebze meyve doldurduğumuz heybelerimizi
Hanın bir köşesine bıraktığımız çuvallarımızı sepetlerimizi
Toparlayarak dönerdik bırakarak gün boyu bizi ağırlayan ilçemizi

Bugün pazardan Pazarcık tan Pazaryerinden
Sarnıç’ıma dönüyorum
Hoşça kal Pazarcık
Bir başka cumartesi gününe kadar

Rıfat Özbey (Beya)