29 Şubat 2016

KUADZBA (KOZAA) RIKITA - KÜTLER KONAK - SULTANİYE



İnegöl'e bağlı olan Sultaniye (Kozaa Rıkıta) daha önce Sarnıç'a yerleşmiş olan Kozbalardan, dedemin annesi  Kozapha Rahma’nın ağabeyi olan Mahmut Çavuş öncülüğünde 1893 de kurulmuştur. Köy Mezit boğazında Mezit köyünün karşı yakasında Güneykestane ve Gömcük (Gedikpınar)  arasındadır (İnegöl Bozüyük kara yoluna 6 km Mezit deresine 5 km mesafededir). Köyün kuruluş yıllarında hiçbir yol yoktu her yer ormanlıktı.
Abhaz köyü olarak kurulmuş olan bu köyde bu gün hiç Abhaz yaşamamaktadır. Şimdi ki köy sakinleri Rumeli göçmenlerinden oluşmaktadır.
Resimdeki ulu meşe yeğenim Çukua Ferruh (Tarık) Yılmaz'a ait arazi üzerinde bulunmaktadır. Tesadüf buya yeğenimin babaannesi de Mezit köyündeki Kozaalardan Fırsat’ın kız kardeşi Mıncır (Ayşe) hanımdır. Kuadza Rıkıta doğa yapısı ile Tsabala çok benzemektedir Kaderimiz buymuş meğer doğası itibariyle de benzese de bu topraklarıda türlü nedenlerle terk etmişiz. Nerede yaşarsak yaşayalım kimliğimize sahip çıkalım. Kimliğimizle yaşayalım.
Rıfat Özbey (Beya)



31 Ocak 2016

BEYGUA ÖMER






BEYGUA ÖMER
(1901-25.02.2001)
(Ruhun şad olsun)

Bir asır boyu Abhazya için çarpan
Erişilmez bir ulviliğe ulaşan
Yılmaksızın azimle çalışan
Günümüze dek kültürümüzü taşıyan
Umut dolu o kalp dururmu?
Abhazya semalarında çarpıyordur elan

Ölümsüz olamaz derler elbet insan
Mutlak sondur, fanidir bu dünyada insan
Engin bir ufuk açtın genç nesillere
Ruhun şad olsun ey ölümsüz insan

Rehberi olmuştun bu mazlum halkın
Uzun bir yolculuk çileli yollarda hep vardın
Hafızaları zorlayan mitlerin arasında
Ulusal kültürümüzü genç nesillere taşıdın
Nur içinde yat halkımı hakkını savunan ey yüce insan

Şanlı mazimizi düşlerden arındırdın
Atalarımızın mirasını günümüze dek taşıdın
Dualarında olacaksın bu öksüz halkın

Olgun bir kültürün
Lisanlar üstü bir dilin
Sözcüsüydün bu milletin
Umutlarımızı sen yüceltmiştin
Nur içinde yat ey yüce insan  

Rıfat Özbey
25.02.2001
Bursa

Not:2016 yılının Abhazya’da Ömer Beygua yılı olarak ilan edilmesi nedeniyle vefat ettiğinde yazmış olduğum bu şiiri Sarnıçlılar bloğuna aktararak paylaşmak istedim. Mekânı cennet olsun

BEYGUA ÖMER ABHAZLARIN EBEDİ NEFESİDİR....

25 Ocak 2016

OKULUM / EĞİTMENİM


Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda okuma yazma oranı %5 civarındaydı. Cumhuriyetle birlikte eğitime önem verilerek başlatılan eğitim seferberliğinde öğretmen ihtiyacını karşılamak için kısa süreli kurslar Sonunda 3 yıllık bir temel eğitim verecek eğitmenler yetiştirildi. Köyümüzün eğitmeni komşu köyümüz Karadede’ li idi o da bu kursları bitirerek eğitmen olmuştu. O her gün Karadede den Sarnıç’a gelirdi bizden önce 2 dönem bizim okuduğumuz 1952-1955 dönem ile bizden sonraki 1955-1958 dönemini de Şükrü Eğitmen okuttu. 3.sınıfı bitirenlerin birçoğu 4. Ve 5.sınıfı okumak için komşu köy Karadede’ye giderek ilkokulu bu şekilde tamamladılar. Zaman zaman aklıma düşen Şükrü Eğitmenimi ve sınıf arkadaşlarımı burada tekrar minnetle anıyorum.

Nur içinde yat Eğitmenim.


Cıvıl cıvıl bahçesinde saatlerce koşuşturduğumuz
Neşe kaynağımızdı o tek odalı kerpiç ’den okulumuz
Tek yürek gibi çarpardı on iki kişilik mevcudumuz
 Şükrü Eğitmenimizle aydınlanırdı Sarnıç’ta yolumuz.

 20.12.1997

 Ders yok mu bu gün neden gelmediniz eğitmenim
 Her gün geçerken beklerdim yolunuzu eğitmenim
 Yoklama yaptım gelmeyen öğrenciler var eğitmenim
 Sizde gelmiyecekmisiniz bundan böyle eğitmenim
 FiJ, Aysel, Gomgom, Çetin’de gelmeyecekmiş eğitmenim
 Faruk’la Ferdon Sarnıç dalar bak onlar vefalı çıktılar
 Turan’sa Pazarcık’ta yoldan gelen olursa diye bekler
 Suna Bozüyük’de Semiha ve Kadriye de Kütahya dalar
 Ferhan Eskişehir de Rıfat da Bursa da Eğitmenim
 Şimdi o koşuşturduğumuz okul bahçesi bomboş
 O yemyeşil bahçesinde arıyor gözlerim her birinizi
 Özlemle anıyorum birlikte geçirdiğimiz çocukluk günlerimizi
 Düşledikçe Sanıçımızı duygularımı kaplıyor derin bir sızı
 Ve direniyor halen Sarnıçım sönse de bir bir ardına ocaklar
 Ve direniyor halen Tsabal Sanıçda  tütüyor yine yer yer bacalar

 04.01.2016

 Yok işte bizim birlikte çektirdiğimiz bir resmimiz ben isimleri yazıyorum
 Resimleri hafızanızda yerleştirin.



22 Aralık 2015

AĞAN İDRİS


AĞAN İDRİS TARAFINDAN EJDERHANIN VURULUŞU
(Aгәан Идрис Агәылшаҧ Шыишьыз)



Göçmenler yürüyordu yayan yapıldak tarumar,
Ulaştılar bir meşe ormanına yemyeşil bir yer.
Kalmamıştı dizlerinde derman, dediler: "yeter"
Tsaballıların Sanıç köyü olacaktı ulaştıkları yer
Göçte yeni umutların yeşerdiği, gözlerin yaşardığı yer.
Yâd ellerde, ata yadigârı, gözlerimizi açtığımız yer.
Hey gidi Sanıç! Acılarımızın ara durağı kara yazımızmışsın meğer.
Güzel köyüm Sanıç’ım ölçülemez içimizde taşıdığın değer.
Geçmişte çocukluk yıllarımın geçtiği masalsı yerler.
Sallandığımız tahta beşikler, bez salıncaklar, nice günler!
Kafdağı masalları anlatılırdı başucumuzda o göçebe gecelerde
Neler kalmıştır o günlerden Sanıç'ımın gök kubbesinde.
Anlatırdı anam Sanıç'ta ki yaşamı masalsı sözlerle
O yaşamın içindeki acı tatlı unutulmaz anılarını bizlere
Savaş sonrası Anadolu’da süren o yokluk yıllarını!..
Köy halkının birlikteliğini, inanılmaz dayanışmasını,
Bir lokma ekmeği, bir yudum suyu nasıl paylaştıklarını.
Göç yaşamında hüznü mutlulukla nasıl yoğurduklarını
Hele Aslan dayımın hediyesi olan armonikasıyla,
Nasılda çalıp sabahlara kadar oynayışlarını,
Hüzünle anlatır, anlatırken silerdi gözyaşlarını…
Çocuktum ya, anlayamazdım o gözyaşlarının sırrını!
Hey gidi hey! Şimdi anlıyorum halkımın kara yazgısını.
Sürgün yıllarının acısının yüreklerine nasıl kazındığını…
Ateş çemberine alınınca Abhazyam 19. Asrın ortasında.
Abhazların her biri ölüme yâda bir yerlere yollandığında
Soykırımın acısı yıllardır yaşanır oldu Kafdağı’nda
Kalplerinde, zihinlerinde dönüş yolu aradılar hep yâd ellerde.
Ağanlar soyu Uzunyayla da buldular kendilerini sürgünde
Anlat anacığım anlat derdim atalarımızın acılarını, her gece
Ağan İdris’i, Ağan Nuri’yi, dayılarımı anlatmasını isterdim
Göçte, sürgün de dağıtılan insanlarımızı tanımak isterdim.
Her ısrarımda gözleri dolar uzaklara doğru bakardı
‘’İşte onun kanı tuttu diyorlar. Onun kanı çarptı,’’ derdi
Gözleri donuk, sabit uzun uzun bakar dalar giderdi.
Dedesi Ağan İdris’in efsaneleşen öyküsünü söylerken;
‘’Oğul! Dayılarının her biri boylu poslu aslan gibiydiler
Ejderhanın kanı tuttu da hepsi böyle büküldüler,’’ derdi.
Anam eğilmemiş dimdikti o zamanlar, tam bir Abhaz kadını  
Anlatırdı anam kim bilir kaçıncı kez bana, bizlere.
‘’Oğlum! Büyük deden Ağan İdris kopmuş Uzunyayla'dan
Törenin yaşlılara verdiği yetkiye saygıyla ebediyen,
Anadolu’nun bir başka yöresinde yer, yurt edinir,
Yöre halkı beğenir erliğini, adamlığını, benimserler onu…
Onun köy halkına, köylünün ona olmuştur güveni.
O onlara, onlar ona kaynaşmış, çoğalmıştır sevenleri
Ama Türkmen köyünün vardı git gide büyüyen sorunu,
Köy halkı da, hayvanları da meraya çıkamıyordu bir Ejder yüzünden.
Meraya giden sürü, tarlaya giden köylü telef oluyordu.
Ejderha mekân tutmuştur köyün merasını, ormanlarını.
Yaralananlar, hayvan telefleri ölenler gün gün artıyordu.
Yardım ister köylüler, Ormanlarını ejderhadan kurtaracak,
Kendilerini, hayvanlarını meralarını koruyup kollayacak.
Gece gündüz toplanırlar bir kurtuluş yolu ararlar
Ejderha boş geçirmez gününü, görünür ölümler saçarak.
Çift başlı çift kuyruklu ejder boynuzlarını sallayarak
Kanatlarını aça aça , ağzından alevler saçarak,
Saldırırmış gördüğü her canlıya dehşetle kükreyerek.
Köylüler çaresiz günler geçirirler korkuyla kıvranarak.
Kimi der ‘’göçelim buradan,’’ kimi der yakalım tüm ormanı’’…
Köyün yeni konarı büyük dedem Ağan İdris onlara,
‘’Bulun bana bir mavzer kurtarayım sizi bu ejderden.’’
Silah ve mermiler bulunur köylülerce tez elden…
Köylüler korku ve umutla beklerler haberi Ağan İdris’ten
Silah omuzunda orman yolunu tutar Selvi boylu adam
Yatar pusuya, gözler ejderhayı birkaç gün uyumadan…
Köylüler umudunu yitirir her geçen habersiz günden
Oysa bilmezler Selvi boylu aslan dedem bekler anını
Bekler göz-gez-arpacık ve tetiği çekme zamanını
Dalar uykuya ejderha, söner ağzından saçtığı alevler
İri gözlerinden fışkıran keskin ışıklar gitgide söner
Anı bekleyen büyük dedem Ejderhanın sağ başını hedefler
‘’Gez-göz arpacık’’ der hemen mavzerini ateşler…
Gök gürültüsü gibi silah sesiyle gece uyanır uludereliler
Ejderha fırlar uykusundan canhıraş kükreyerek ilerler.
Yiğitler yiğidi Ağan İdris bir kez daha dokunur tetiğe
Ejder’in köyü titreten sesi karışınca mermi seslerine
Siper aldığı kayalıkların fırlar hemen ardından
Koşar ejderin kıvranarak yattığı yerin önüne
Emin olmak ister öldüğünden, söz ettiremezdi peşinden
Mavzerinin ucundaki kasatura ile dokunur başına
Ejder son nefesini verdiği anda ısırır aniden kolundan
Emindi artık ölmüştü Ejder. Dönebilirdi artık köyüne
Sesler kesilip sakinleşince etraf Ağan İdris görünür köyün üst başından
Meydanda toplanmış olan köylülerin dikilir önlerine
Fark eder o an yaşlı bir kadın zehirlendiğini ısırılan kolundan
Canını hiçe sayıp bile bile koşar  Ağan İdrisin yanına
 Evlat evlat  diye diye başlar kolunu emmeğe yarasından
Gözyaşlarına boğulur hıçkırıklar arasında seslenir köy halkına
Ben değil işte bu kahraman kadındır siz, kurtaran ejderden
Sahip çıkın bu fedakâr anamızın bundan böyle anısına
Saklayın bu mavzeri de Ejderin ölümüne vesile olduğundan
Veda ediyorum sizlere beni de bu olayıda hatırlayın.
Köy halkı bırakmak istemez, yalvarır, yakarır gönülden.
Sen kurtardın bu köyü büyük beladan, dertten,
Malımız, canımız, varsa gönlüne giren kızımız olsun sana feda.
Üzülür, kahroluruz eğer, bizleri bırakıp gidersen.
Kapanırlar ayaklarına, istemezler ayrılıp gitsin köyden.
Ağan İdris kararlıdır Ejderi vurup gidecekti buradan
Kimse minnet edip eğilsin istemiyordu, buydu asıl neden
Vedalaştı her kesle büyük küçük, ayrılıyordu Uludere’den
Bindi yağız atına vurdu atını yollara yeniden…
Yağız atı getirdi onu kendi halkına, Abhazlara,
Son durak Sanıçtı Yiğit dedem İdris ve atına…
Bu masalsı olay yüz yıl öncesi yaşandı, böyle biline…
Büyük dedem Ağan İdris geldi geçti bu dünyadan.
Yüz yıldır unutulmadı bu olay, Ağan İdris yaşar halkın dilinde…

Rıfat ÖZBEY (BEYA)



 Not: Annemin bana bir masal tadında anlattıklarını bende Sarnıçlılar bloğunda paylaşmak istedim. Ağan İdris’le özdeşleşen ve onun yaşamındaki bu efsanevi olay bugüne dek anlatıla gelmiştir, Olayın geçtiği yer Eskişehir yöresinde Uludere köyü olarak söylenmektedir. Ağan İdris Sarnıç’a gelmeden önce bir müddet Uludere’de yaşamış bu olaydan sonrada Sarnıç’a gelip yerleşmiş Papapha Goşhana ile evlenerek yaşamının sonraki yıllarını burada geçirmiştir.

(***Ağan/Ağanaa/Yağan)
(***Sarnıç/Sanıç)